Kayıtlar

ego etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ZAMAN

Resim
Diyor ki “Anlattım sana” “Görmek istemedin” diyor... “Dinlemedin” diye tutuşturuyor ucuna! Düşüyor harfler klavyeden... Düşüyor anılar güzelliklerden... EGO denen şeyle sek sek oynuyoruz, Ara bir sokak, Sola dönersen gerçekler, Sağa dönersen sahtelikler... Sahteliğe yürüyor... Maskelerin ardında bir virüs Sızmış bütün insanlığımıza... Virüs bile bulamaz geldiği yeri... Dinlemedi... Belki de en çok kulak kabarttığı yerden vuruldu... 9-6 ritminde bir dünya, Doğru- yanlış ritmine yenilmiş felsefe, Sosyal medya ile dirilmiş korkular, İradenin yenildiği yerde çıkan düşmanlıklar, EGO’nun yoğurduğu politakalar... Ait değilsin bu düzene... Siktir git dediğinde, Seviştiğinde küfürle, En çok bu zamanlarda, Derinleşiyor senin insanlığın... EGO senin işin değil... Sen biliyorsun çünkü Kazananı yok böyle zaferlerin... Kaybedeni de... New age bir anlayışla, Çoktan yıkıldığını bilerek Lemuryan’ların çanlarının... Zamana bayılıyorsun... Zaman ilaçtır, Zaman içiçedir,...

OYUN

Resim
Her şeyi becerebiliriz hayatta… Her şeye sahip olabiliriz… Ama çoğu zaman insan olamayız… Anlamsızca düşeriz kıskançlıklarımızın, egolarımızın, komplekslerimizin kuyularına… Yaşlanırız elbet ama çoğu zaman büyüyemeyiz… Kimimiz de içinde taşır ölene dek çocuksu güzellikleri… Bazen masumca bodoslama gidişleriyle, bazen sevgileriyle, bazen de çocukluktan kalma oyunlarıyla… Aslında sevmem “oyun” kelimesini… Çünkü o, çocukluğumuzda dostken bizimle büyüdükçe düşmanımız olur çoğu zaman… Bir zamanlar güldürürken, yıllar geçtikçe yalanın can dostu olur çıkar bir yerlerden… Oyun kurucunun zekâsına bağlı olarak ya yeniliriz ya da o, kaybettiğini fark etmeden devam eder sanal gerçekliğine… En kötüsü de seneler geçtikçe değişiyor diye o muhteşem oyundan vazgeçmemizdir… Oysaki arka bahçelerde saklı masum oyunlar da vardı bir zamanlar… Oyuncularını perili köşklere kadar götüren, hiç büyütmeyen, kitapların içine bile girmemize izin veren büyülü oyunlar vardı… İşte en çok da bu yüzden bir de Jeux...