Kayıtlar

masal etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İKİ SALTANAT

Resim
Adamla kadın!  Bir yansıma misali  Geleneksel bir aynadan... Ne varsa adamda karanlık, Boğuşmak istemediği gerçeği kadının! Takıntılarıyla buluşuyorlar... Takıntılarla savaşıyorlar...  Ne kadar sevmedikleri yansıyor Aynaya, Kendilerini... Dünya duruyor, Zaman duruyor, Fikirler akıyor... Konuşuyorlar... EGO’larından koca bir kalkanla... Bir ömrü düşündürüyor zaman... Bir ömürden zaman çalıyor tinsel açmazlar... Zaman durmuş, Kaydıraktan kayan çocuk donmuş, Lopez’le Pit arasında kalınmış...  İçsel savaşları birbirininkine karışmış...  Salıncak kalmış gökte... İkisi de kaybettiği şöhretinin peşinde... Biri salıncakla çıkmış göğe, Diğeri ters kayıyor kaydıraktan, Donmuş ikisi de...  Zamanı dondurdukları gibi içsel dünyalarında, Zamanın kendisi de donmuş... Oysaki bir başka zamanda... Prensken, Prensesken... Karşılaşmak vardı...  Düşmüş bir imparatorluk var, Yükseliş için savaş yok... İki imparatorluk, İki dost ülke... Hangisi çıkacak yeniden refaha?  ...

Varsayım

Resim
Photo Credit - enchanting-ce-memory Günler geçiyor, mevsimler değişiyor Kalbine söylediği yalanlar değişiyor kadının Yine de okyanus mavisi gözleri sızıyor bir aralık bulup geceden yüreğine... Buruş buruş olmuş bir yüreğin içinden ruhuna sarılıyor ruhu kadının... Hiç güneş batmıyor Rüzgarlı bir hayalde... Varsay gelmiş Kleopatra ruhlu şehrine... Varsay rakıyı sek içtiğiniz deniz kenarı bir restaurantta sabahlamışsınız... Varsay sevmiş bu tutsak denizi... Varsay içinde gitmek ve dönmek geçen bütün cümlelerin seyyahı olmuş kadın ve adam! Masal bu ya; varsay prens, geri getirmiş ağlayınca gözlerinden inciler saçılan kadının "o deve" vermek zorunda kaldığı gözlerini... Masal bu ya mor dağların ardında iyilerin kazandığı bir ülke varmış gerçekten... Sana bu şiiri zehirli bir şehirden yazıyorum sevgili! İstanbul derler adına... Ömür boyu yalanlarına sürgün eder insanı... Bu şehri matemde sevdiğin her şeyin gizli düşmanı olsan da Yine de seversin arabeskini... Demem o...

AŞKLARIN EN GÜZELİ OLSAN BİLE

Bir masala düşmek ister ya yürek Kuzey rüzgarlarına kapıldı aniden… Öyle sertmiş ki kuzeyde rüzgar Doğu kaybetmiş gizemini… Gökyüzü göründüğü gibi olmak ister asırlardır Değil! Ne yazık ki gören gözü engel… Bu yağmurlu ve rüzgarlı Dublin sokakları konuşur benle sevgili! Görkemli İstanbul’dan çok konuşur hem de… Daha bir asil, daha bir doğrucu… Ruhumun bir bağı var kuzeyle görünmez Ağaçlar konuşur, yağmurlar konuşur Seninle gittiğim tüm barlar konuşur… Gökyüzü hep böyledir Sanarlar ki her şeyini anlatır, gösterir… Kendisi bile bilmez ki anlatmadıklarını… Bende unuttuğun saatine dokunuyorum günlerdir… Daha gitmiş olmadığını biliyorum… Eşyaların duruyor odamda… Bir de seni düşünerek alınmış olanlar… Her şey bakıyor bana uzaktan… “Yine mi” diyor melekler uzaktan “Yine mi gitmek olacak yolun”… Bilmiyorum… O kadar eşsiz bir ruhum var ki benim Sen görmeden görür Sen düşünmeden düşünür Sevdiği kadar çok hisseder Gitmeye tutkundur...

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

Resim
Bir varmış bir yokmuş Aşk mor dağların ardına saklanmadan önceymiş Önceymiş ironik kelepçelerden Denizden maviler koyarmış kadın sepetine Bir varmış bir yokmuş Şimdi bir bavul bekler soğuk bir evin köşesinde Aşkı İstanbul’a küskün, Sevgiliden arta kalmış boş sigara paketi cebinde Paket ki boş,  atmaktan ötesini yapmayan kalbi gibi… Bir şehir var derler uzakta Sevdalılarını zehirlermiş O zehri içen önce öğrenirmiş Derinden yaşamayı tüm duyguları Sonra da kara sedasında kıvranırmış şehrin… Şehr-i İstanbul derler adına Var hala binlerce sevdalısı… Şimdi bir evde kadın, Sakinlerinin ruhuyla karanlık Dublin’in karanlık ve ıslak sokakları gibi… Yine de sever Dublin şehrini… Sevdalısı olmasa bile… Burada periler yaşar derler, Onları kovalar sarhoş soğuk gecelerde… Derler ki herkes dertliymiş bin yılların Çok dinli, çok dilli şehrinden… Aşıklarını vermiş Müslüman bir hokkabazın eline. Derler ki geceler bitmez olmuş hüzünden...

MASALDA Kİ PRENS

Resim
Yıllar önce sakin başladığını sandığım bir yaz mevsiminde hayatım alt üst olmuştu. Doğru bildiğim her şeyi kaybettiğim enteresan sıcak günlerden geçiyordum. Ölüme şahitlik etmiştim. Duygularımı tanımlayamıyordum. Tek istediğim gökyüzündeki yıldızlara kadeh kaldırıp oradan bana bakan arkadaşıma şerefe demekti. “Senin yaşamayıp gittiğin ve benim inadına yaşayacağım hayata şerefe!” Öyle zor duygular, öyle karmaşalarla dolu bir yazdı ki masallardan çıkıp gelecek biri lazımdı. Sihirli değneğiyle “hokus pokus” deyip hayatımı değiştirebilecek biri…                 Tam da böyle bir zamanda rastladım sana. Derin mavi gözlerinde ufuk çizgisinin ardındaki o gizemli ülkeyi gördüğüm, gülüşüyle gökyüzünün cennet diyarlarına uçtuğum bir masal kahramanıydın sen! Gördüğün şey rüyaysa uyanmak zorunda kalırsın elbet. Mavi gözlü prens hiç uyanmak istememişti oysaki… Ta ki ben yeniden kendimi zehirlemeye karar verene kadar… ...

RUHUMDAN RUHUNA

Resim
Seni ararken kayboldum ben sevgili! Kulağıma gelen sesini takip edip de bulamadım seni… Gözlerin hala dalıyor uzaklara biliyorum. Çünkü o denize bakan gözleri görüyorum. Denizin seni çağırdığı yerde yürüyorum, belki yolun yolumla kesişir diye. Poseidon’dan bir işaret dileniyorum, dalgalar coşar da şiirimi sana ulaştırır diye. Ben aşkı her gün yüreğimde taşıyıp sana uzanamadıkça kaybediyorum.                 Biliyorum kalabalıklar içinde yapayalnızsın. Biliyorum ne kadar konuşsan havada kalıyor diye susuyorsun. Ne kadar dinlesen cezbetmiyor diye umursamıyorsun. Bildiğin tüm hikayeleri denize anlatıyorsun. Öfkeli ruhunu satıyorsun biliyorum. Kirli insanlarla kanatıyorsun yaralarını. Karanlık sokaklarda boşaltıyorsun kinini ve gülen yüzünün ardına saklıyorsun kibrini. Seni sevmesinler diye bütün çaban. Sevip de hep beklediğin eşinden ayırmasınlar diye.          ...

EVREN SÖYLER

Resim
               Kime ve neye ait olduğunu bilmedikleri bir sesin içlerindeki rapsodisiyle yaşar bazıları. Onların gözlerinin önünde başka bir dünya vardır. Gökyüzü başka, güneş başka, ay, yıldızlar, ağaçlar ve deniz bambaşka… Kimsenin duymadığı bir müziğin melodisiyle dolar içleri… O yüzden başka yoldan yürürler. O yüzden bildiklerini anlatamazlar. Ben de onlardan biriyim.                 Dünya diye gördüğüm sensin sevgili! Gökyüzüne başımı kaldırır kaldırmaz yanağımı okşayan senin hiç görmediğim ellerin… Dalgalar kıyıya çarptığında ufuk noktasına bakıp aynı şeyi gören gözlerinin hasreti yalnızlığım. Dalların rüzgarla dansına eşlik eden müzik içimdeki sesin. Hiç susmuyorsun. Kimsenin duyamayacağı bir dille durmaksızın “Kalabalık yalnızlıklardan ölüyorum” diye bağırıyorsun. Kendinden başkasını sevemiyorsun ve ben fırtınalı bir havada açık denizde dalgalarla boğuşuyor gibiyim....

AŞK HAYAT DOĞA İNSANLIK VE DÜŞLERE DAİR

Resim
Kolay yaşıyoruz kolay! Kazanmak kolay, kaybetmek kolay! Oysa kazanmalar da kaybetmeler de zor olsun isterdik. Dünyadaki nadide şeyleriz her birimiz aslında. Benzerimizi bulmak istedik, sıfatlar yükledik ama bakmayı hiç beceremedik o çiçeklere, koklayamadık ömür boyu unutmamacasına. O unutulmaz çiçeklerin az rastlanır kokularını en güzel esansa çevirip bedenimizde taşıyamadık. Yani sevmeyi bilemedik ki sevilmeye koşalım… Sevmek görebilmektir çoğu zaman. En sevmediğin kıyafeti ona yakıştırabilmektir. Başkası söylese hoşlanmayacağın şeyleri bile sırf o söyledi diye sevebilmektir. Dönüşüp karışmaktır bir başka ruhla… Bir kitabın satır arasında rastlayabilmektir ona ait bir şeylere. Bazen saklamaktır beraber içtiğin bir sigaranın paketini; sanki başka yerde hiç yokmuş gibi. Cebinde beş kuruşun olmasa bile heyecanla sokaklara düşebilmek ve ne yaptığını önemsememektir… Beraber yenmiş bir simiti dünyanın en güzel yemeği sayabilmektir. Biraz da güvenmektir sevmek. Yüreğinde ona ait bir şeyle...

ÖLÜ RUHLAR

Önce kelimelerle başlardı her şey... Başka bir diyardan geldikleri belli, tılsımlı kelimelerle... Burada duran bedene inat giderdi ruhlarımız gitmek istedikleri yerlere... Deniz, sisi biliyordu... Sis de denizi... Rüzgar, gökyüzünü tanıyordu... Gökyüzü de rüzgarı... Hangi şekle bürünürsek bürünelim aşk da özgürlük de kanat çırpıyordu ufuklara... Kalabalıklar bir başkaydı, yalnızlıklar bir başka... Huzursuzluksa gençlikten ibraretti... Şimdi ben, not defterlerime karalanmış sıradan cümleler içinde boğulur oldum... Şimdi ben, iki kişilik yalnızlıklardan uzak dünyalar yaratamaz oldum... Şimdi ben, gecenin yalancı yıldızlarına alıştım... Eskiden "kalabalık yalnızlıklar" derdik ya hani, şimdi daha başka bir şey bu; meğer kendi içinde bile yalnız kalabiliyormuş insan...Kendinden bile uzaklara gidebiliyormuş... Satır aralarında saklanan asırlık cümlelerle de derteleşebiliyormuş insan meğer... Meğer İçinde ki çocuk ona el sallarken veda etmeyi unutabiliyormuş insan...Hep git...