Kayıtlar

ruh etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

RUH HATIRLADIĞINDA

Resim
Bundan belki yüzyıllar önce belki bin yıllar önce dünyanın sonunu gören yalnız bir adamken, bundan bilemediğim kadar öncelerde Fransa’da ruh eşini bulmuş bir âşıkken, tamamlayamadığım görevimi bitirmeye geldim bu dünyaya… Belki de cezalandırıldım bu ülkede doğarak… Çünkü biliyorum bir zamanlar bir başka ülkeyi ölesiye sevmişim ve damarlarımdaki kan o topraklar için akmış… Bundan çok başka bir zamanda Müslümanlar gözlerimi oymuşlar kurak çöllerde ve Müslüman doğmak uymamış hiç doğama… Parayı görmüşüm kimsenin görmediği kadar, iktidarı görmüşüm şimdiki tüm ülke liderlerinden daha fazla… Kehaneti görmüşüm… Sihri görmüşüm… Masallardaki kadar büyülü olan gerçek aşkla tanışmışım… İnsanlar gördüklerim yüzünden beni cezalandırmışlar. O yüzden kapamışım 3. Gözümü… O yüzden hastalıklı gözlerim;  hassas, korkak… Ve ruhum... Ah benim ruhum, öfkeli ruhum…                 Kimimiz şimdi cennetinde, kimimizse cehennemi...

"Hal"ler

Sessizliğe dayandı gözler ve kulaklar… Yedi günler bekledi kayboluşundan doğmanı. Sessizliklerle seviştirdiği düşlerinde beklemez olur eller artık ellerini. Ey sevgili! Ben her gelen gemiye sensin diye el sallar oldum… Ayaklarımı suya değdirir değdirmez yüzünün görünmezliğinden kaçar oldum. Kaçar adım çok sevdiğim dalgalardan kumsallara… Geriye doğru adımlar, kumların hiç sevmediğim kızgın tenine doğru… Gürültümü çalan sessizliklerim var benim bilir misin? İçimdeki orkestranın uykudan uyandırmak istercesine gürültüyle dağıtmaya çalıştığı sessizliklerim var benim. “Sen”sizlikleri hiç sevmeyen kalbimin “sessizlik”lerine baş kaldırışıdır içimdeki… En kötüsü de “o” olmadığını bildiğim “sen” lere ağlamaklı olma halidir... “O” olmadığını bilemeyen “sen” lerin susarak ruhlarını yüceltme çabasına seyirci kalmak zorunda olma durumudur. “Haller”… Ruh halleri, kalp halleri, kaburga kemiklerinin ve iki bacak arasının içine sıkıştırmayı becerdiğimiz hayatımızın halleri… Haller “sen” in ablat...

GİTMEK ARZUSU

Resim
Bazen şaşırırsın yolunu… Son gücünle gitmek isterken burada kalırsın, buralılaşırsın… Bazen olmak istemediğin bir yerde unutulmak istenen bir zamanda onun gidişini kanatırsın… O gitmiştir… Önemsemediğini haykırmışsındır bütün dünyaya… Söylemezsin kimselere onun giderken senden neler götürdüğünü… Baktığın her yerde onun yüzünü gördüğünü söylemezsin kimselere… Yaralı ruhun saldırıya geçer hovarda akşamlarda… Uzaklaşmaya çalıştıkça yakınlaşırsın aslında ona… Hangi merhemi sürsen kapanmaz bu yara… Durmadan kanar… Seni sessizleştirene kadar acıtmaya devam eder… Senden cümlelerini alacaktır ileriki bir tarihte… Senden düşlerini çalacaktır gelecek günlerde… Gitmek gerek bu şehirden… Kaybolmak gerek… Özgürleşmek gerek… İsyanım sana değil hayata! Bir türlü akışını değiştiremediğim denize! Adını akrostişle yazamadığım sevgiliye! İsyanım ne yapsan bu bataklıkta bir adım ileriye gidememeye! Doğru söyledin Kavafis! “Bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet” ama mümkün müdür peşinden getirm...

ÖLÜ RUHLAR

Önce kelimelerle başlardı her şey... Başka bir diyardan geldikleri belli, tılsımlı kelimelerle... Burada duran bedene inat giderdi ruhlarımız gitmek istedikleri yerlere... Deniz, sisi biliyordu... Sis de denizi... Rüzgar, gökyüzünü tanıyordu... Gökyüzü de rüzgarı... Hangi şekle bürünürsek bürünelim aşk da özgürlük de kanat çırpıyordu ufuklara... Kalabalıklar bir başkaydı, yalnızlıklar bir başka... Huzursuzluksa gençlikten ibraretti... Şimdi ben, not defterlerime karalanmış sıradan cümleler içinde boğulur oldum... Şimdi ben, iki kişilik yalnızlıklardan uzak dünyalar yaratamaz oldum... Şimdi ben, gecenin yalancı yıldızlarına alıştım... Eskiden "kalabalık yalnızlıklar" derdik ya hani, şimdi daha başka bir şey bu; meğer kendi içinde bile yalnız kalabiliyormuş insan...Kendinden bile uzaklara gidebiliyormuş... Satır aralarında saklanan asırlık cümlelerle de derteleşebiliyormuş insan meğer... Meğer İçinde ki çocuk ona el sallarken veda etmeyi unutabiliyormuş insan...Hep git...