OYUN
Her şeyi becerebiliriz hayatta… Her şeye sahip olabiliriz… Ama çoğu zaman insan olamayız… Anlamsızca düşeriz kıskançlıklarımızın, egolarımızın, komplekslerimizin kuyularına… Yaşlanırız elbet ama çoğu zaman büyüyemeyiz… Kimimiz de içinde taşır ölene dek çocuksu güzellikleri… Bazen masumca bodoslama gidişleriyle, bazen sevgileriyle, bazen de çocukluktan kalma oyunlarıyla… Aslında sevmem “oyun” kelimesini… Çünkü o, çocukluğumuzda dostken bizimle büyüdükçe düşmanımız olur çoğu zaman… Bir zamanlar güldürürken, yıllar geçtikçe yalanın can dostu olur çıkar bir yerlerden… Oyun kurucunun zekâsına bağlı olarak ya yeniliriz ya da o, kaybettiğini fark etmeden devam eder sanal gerçekliğine… En kötüsü de seneler geçtikçe değişiyor diye o muhteşem oyundan vazgeçmemizdir… Oysaki arka bahçelerde saklı masum oyunlar da vardı bir zamanlar… Oyuncularını perili köşklere kadar götüren, hiç büyütmeyen, kitapların içine bile girmemize izin veren büyülü oyunlar vardı… İşte en çok da bu yüzden bir de Jeux...