Kayıtlar

yalnızlık etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

HOKUS POKUS

Resim
Okyanusların dibine varan yolculuklardan, Küçük cinlerin kızıl saçlı ülkesinden, Bozkırlarından Anadolu’nun ve Yamacından Karadeniz’in deli dalgalarının... Çocukluğunun büyülü resimlerinin sergilendiği Louvre’dan, Bir seks sergisi misali Amsterdam’dan, Falezlerinde Tanrı’yı gördüğün Galway’den, Köhne metrosunda kaybolduğun Paris’ten, Anlamsızca herkesin sana selam verdiği Düsseldorf’tan... Yollardan, yolculuklardan, kalışlardan geçtin... Kirli dehlizlerinde aydınlık gördüğün insanlardan, Parlak auralarında karanlık gördüklerine kadar konuştun onlarla... Geçmiş yaşamlara tanıklık ettin, Bir işaret aradın durdun gelecekten... Hiç dinmedi dalgaları ruhunun, Vazgeçemedi kayalara öykünmekten denizin... O yüzden hiç duramadın... Aklın hep yollarda kaldı... Keşiflerin hep yenilere gebe oldu... Belki de Bir Jules Verne yanılgısıydı çocukluktan kalan... Dünyanın merkezine doğru bir çekim... Bir ömür devr-i alem... Tüm o geçmiş ve geleceğin içinde böylesine sevilemezdi y...

AYLA DANS EDENLER

Resim
Kimileri genele göre normal dışı olarak algılanırlar. Kimilerinin hayatı çoğunluğun gözünde uçuk kaçık ve manasızdır. Ama aslında o sıra dışı görünümlü deli ruhlar, en parlak kalabalıkların görünmeyen büyük yalnızlarıdırlar. Hiçbir zaman tek düze bir hayatları olmadığı için çoğu zaman kendileri bile neyi aradıklarını bilemezler. Kendi öyküleri öylesine gizemlidir ki onlar için, başkalarının roman olur sandığı hayatları karşısında daha da derinleşir yalnızlıkları.                 Bizler İstanbul balo salonunun maskeli yüzleriyken huzuru hayal edenleriz. O kelimenin anlamını bile bilmediğini fark etmez çoğumuz. Huzur nedir ki? Kimisine göre onu anlayacak bir sevgili, kimisine göre para, kimisine göre daha sakin bir hayat… Oysaki bu balonun sakinleri sahneden indikleri anda zehirli şehrin görünmez parmaklıklarına dayanırlar ve derler ki “senin salonundan uzakta huzurlu ölemem”… Öyledir de nefessiz kalırlar ba...

YALNIZLARIN RESİMLERİ

Resim
           Yalnızlar başka şarkılar söylerler. Onların melodilerinde özlem vardır. Ateşinde düşler yanar, dumanından hüzünler çıkar. Yalnızlık başka türlü bir duygudur. Her dokunduğu ruha başka elbiseler giydirir. Ağaçlar gibi yalnızdır kimileri… En yakınına bile birkaç adım uzak, dimdik… Üstüne konup şarkılar söyleyen kuşları bile silkelemeye hazır ve fütursuz… Kimisinin yalnızlığı gökyüzü gibidir. Bulutlar, yıldızlar, üzerinde uçan kuşlar, gelip geçen uçaklar, mavisine dalan âşıklar… Hepsi tanır onu. Oysa o her şeyi görme yetisi yüzünden bulamaz kendisine dokunabilecek birini. Şeffaf odalarına girip de yorumlayanlar sanırlar ki ona değdiler. Öylesine kolay görünür ki mavisinden başka bir şey saklamaz sanırlar. Bildiğim en ilginç yalnız gökyüzüdür belki de… Bazıları Rüzgâr gibi yalnızdır. Okşar insanların yüzlerini… En mahrem yerlerine dokunur istediklerinin. Kapılardan sızar, evlerin camlarından dolar odalarına sevdiklerin...

KUŞLARIN ŞARKILARI

Resim
Sessizlikti tercihim. Kalabalıkların insanı kirleten gürültüsünün tam içinde uzak duruyordum aşklardan. Ruhumu derin bir yalnızlık sararken kalbimi kötülüklerden koruduğum uzun bir yolda dimdik yürüyordum sana rastladığımda. Neydin bilmiyorum, kimdin bana kim gibi göründün onu da bilmiyorum. Takıldı kaldı bakışın gözlerime. Seni ben kuşların cıvıldayarak ruhumu uyandırdığı bir sabahta bıraktım. Ruhumun özgürlük diye bağırdığı uzak bir yoldan el salladım sana. Çok eskimiş, hayali hiç bitmemiş, ruhu ruhumu saran bir aşkın aynasına bakar gibi aksetti gülüşün ruhuma. Bir yerlerde özlediğim kadar ergen oldum. Bir yerlerde hep istediğim kadar büyük. Doğru tutkumla bağdaşacak kadar istediğim gibiydi seninle olmak.                 Şimdilerde unutulmuş zamanlardan kalma bir yaz aşkı gibi gidişini izliyorum. Beni benden çalan sessizliğinden sıyrılıp kalabalıklara koşuyorum. Kalabalıklar ki unutturur diyorum “herkesle, birl...

YOL KENARINDAKİ AYAKKABI

Resim
Yol kenarında tek bir ayakkabı… Eski, yırtık, yaralı ve solgun… Baktım ona öylece… Ne gelmişti başına sahibinin? Peki ya özlemez miydi diğer yarısını? Yol kenarında yalnız başına bırakılmış, kim bilir ne badireler atlatmış hüzünlü ve masum bir ayakkabı… Belli ki yol arkadaşını daha yeni kaybetmiş… Bizlerde böyleyiz işte… Adımlar atıyoruz, yollarda yürüyoruz… Kimi zaman yol arkadaşlarımızı kaybediyoruz… Kimi zaman da yapılmış bir diğer yarımız var mıdır diye soruyoruz kendi kendimize… Bizim yolculuklarımızı ancak ölümler bitirebiliyor… Mola yerlerimizi hayat seçiyor… Buna rağmen tüm zorlu yolları, engebeleri, engelleri aşarak yürümeye devam ediyoruz… Yalnızlıklarımız, yorgunluklarımız, yarı yolda bırakılışlarımız bizim yolumuzun değişken süreçleri sadece nasıl olsa bukalemun misali yenileniyor ve renk değiştirmeyi de biliyoruz. Kimselere anlatmıyoruz yürüyüşe ilk başladığımız zamanları… Üstümüzde hayatın yeterince işlemediği o parlak deri varken ne kadar da pahallı olduğumuzdan...

İSTANBUL

Resim
Burası İstanbul! Cemal Reşit Rey’in bestesinden hatırladığımız üzere bir “Lüküs Hayat” şehri… Burası İstanbul! Bir zamanların Fransız özentisi, Recaizade Mahmud Ekrem’i n değişiyle “Araba sevdalılarının”, Peyami Safa’ya sorarsan “Sözde Kızlar”ın, Denizkızı Eftalya’ya göre musikinin sihirli kenti… Osmanlı’nın başkenti, sefahatin merkezi… Laleler şehri… Lale devrinin rehavetini üstünden atamamış bir koku var burada, bir kısım bohem evler içinde… Her şey bir uzun ney taksimi gibidir bu şehirde… Bir yerlerden uzun bir seda yükselir, bir çığlık kopar, birileri bir yerlerde dalgın düşlere dalar, bir yerlerde gece erken olur ve bu şehir, en çok ışıklara büründüğü vakit güzeldir. Bir müziktir alıp götüren uzaklara, melodisi önemli değil aslında; ister ney de ister klarnet, ister elektronik, ister darbuka bu şehir ışıkları ve müzikleriyle uyanır aslında. Bir tarafta gecekonduları, bir tarafta yalıları, sokak çocukları ve lüks arabalarıyla bir çelişkiler şehri burası… Kimisi iki yakasını ...