Kayıtlar

öykü etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

EYLÜL BAKIŞLI KIZ

Resim
             Sakin bir gece, dışarıda çıt yok. Sürekli seslenen O’ndan başka kimse konuşmuyor. Bir türlü oturtamadım şeklini bu odanın. Kitaplığı nereye koysam bir eksiklik var. Nereye yaslansam bir hüzün çöküyor içime. Hangi saati takarsam takayım yılın bir günü duruyor. Sonraki günler mi? İsyan eder gibi sanki çalışmaya hep acı bir tik tak. Benzemiyor bu odanın saatleri başka saatlere. Dünyanın bir ucundan getirsem yine aynı bezginlik yada hüzün. Henüz koyamadım adını nedir bu acı ritim. Anlatamıyorum kimseye anlamazlar ki. Nasıl olur da saatler odanın ruhunu taşır. Ben mi? Ben sürekli durgunum. Ne zaman aşık olduğumu düşünsem; O kalbimi şüpheyle dolduruyor. Başımı nereye yaslasam bir kız gözlerimin önünde. Eylül gibi bir kız…Bana sonbaharı hatırlatıyor. Eski püskü kitap dolu bir odada, sallanan bir sandalyede, suskun, gökyüzüne bakıyor. Acılı diyorum ama soracak cesareti vermiyor insana. Yeşil gözleri o kadar koyu ki sanki boşluğa bakıyor. Esmer ten...

DURU'NUN VEDASI

Resim
        Photo Credit - Deviantart -  alexandrelobo   Asırlardır farklılıkları ve uzlaşmazlıklarına rağmen birbirine kopamaz bağlarla sarmalanmış iki kıtanın arasında doğmuştu. Günün beş vakti dört bir yanını sarardı ezan sesleri ve evinin arka sokağından gelen çan seslerine karışırdı. Bir yandan hüzünlü saz sesleri bölerdi sohbetini, diğer tarafta da akordeon eşliğinde gizli bir sevgiliymişçesine valse davet edilirdi şehr-i İstanbul tarafından. Şehir gibiydi kadınlığı da: ne modern ne de geleneksel. Bir eş dost düğününde göbek atıncaya kadar Avrupalı, Chansonlar eşliğinde Cafe de Paris soslu bonfile yiyene kadar Asya’lı. Eyüp Sultan’da adak adarken Müslüman, Beyoğlu’nda Saint Antoine Klisesi’nde mum yakarken bir başka… İstanbulluydu aslında. Kökene gitsen Bizans Rumlarıydı büyük büyük dedeleri. İstanbullu olmak başkaydı özünde. Daha bir modern, daha bir Avrupalı ama insan tek başına kendisi olmayı beceremezdi bu dünyada. Bir şekilde karışır karmaşır...

MASALDA Kİ PRENS

Resim
Yıllar önce sakin başladığını sandığım bir yaz mevsiminde hayatım alt üst olmuştu. Doğru bildiğim her şeyi kaybettiğim enteresan sıcak günlerden geçiyordum. Ölüme şahitlik etmiştim. Duygularımı tanımlayamıyordum. Tek istediğim gökyüzündeki yıldızlara kadeh kaldırıp oradan bana bakan arkadaşıma şerefe demekti. “Senin yaşamayıp gittiğin ve benim inadına yaşayacağım hayata şerefe!” Öyle zor duygular, öyle karmaşalarla dolu bir yazdı ki masallardan çıkıp gelecek biri lazımdı. Sihirli değneğiyle “hokus pokus” deyip hayatımı değiştirebilecek biri…                 Tam da böyle bir zamanda rastladım sana. Derin mavi gözlerinde ufuk çizgisinin ardındaki o gizemli ülkeyi gördüğüm, gülüşüyle gökyüzünün cennet diyarlarına uçtuğum bir masal kahramanıydın sen! Gördüğün şey rüyaysa uyanmak zorunda kalırsın elbet. Mavi gözlü prens hiç uyanmak istememişti oysaki… Ta ki ben yeniden kendimi zehirlemeye karar verene kadar… ...