Kayıtlar

hayat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ZAMAN KAPSÜLÜNE SIKIŞMIŞ ÜLKE KARADAĞ

Resim
                 Hani bazı insanlar vardır her şeyi kader böyleymiş diyerek boş bir yazgıya bağlarlar. Onlara ne gösterirsen göster, çözüm yollarını göremez ve “ben böyleyim” derler. İşte tam böyle bir ülkeden bahsedeceğim size. Osmanlı istilalarına karşı kurduğu kaleleri yüreğine de inşa etmiş ve bir zaman kapsülünün içinde tıkılıp kalmış küçük bir toprak parçası. Ben Tanrı’nın elinin dokunduğu o minik cennet toprağına gidip, içine sızmış zebanileri izledim şaşkınlıkla. Yereller ve Avrupalılar oraya Montenegro diyorlar. Biz Türklerin söylemiyle ise Karadağ.             Yolculuğumuzun ilk durağı Tivat Havalimanı’ndan Budva şehri oldu. Yol boyu Adriatik’e uzanan dağlar ve bakir topraklar bende heyecan uyandırdı. Dağlardan süzüle süzüle girdiğimiz Budva’ya karşı her yeni yer gibi çok heyecanlıydım. Bavulları otele atıp hemen mucizelere koşmak istiyorduk arkadaşlarımla. Tabi karşımıza çıka...

KAŞ MERKEZ BURADAKİ TATLAR ENFES

Resim
  Bazen bir şeyler geç kalır, planladığından bağımsız çalışır. Benim Kaş’a yolculuk yapma fikrim de böyle 4 senelik bir rötara uğradı. Kuzenimden ziyade kardeşim gibi hissettiğim Kübra orada Zoka isimli bir Street Food restoranı açtığından beri sohbetlerimizde hep Kaş da var. Sonunda gittim ve 10 günlük tatilin ardından geri döndüm. Haydi ülkemin bu güzide tatil yerini bir de benden dinleyin. Şayet sizin de benim gibi ruhunuz ve kalbiniz hep Dünya’nın kuzeyinde bir yerlerde geziniyorsa elbette ki Kaş’ta sıcaklıktan kavrulurken birkaç güzelliği kaçırmanız olası. Dibi görünen buz gibi sularda yüzerken neredeyse tatilimin tamamında bana eşlik eden Uyuyan Dev belki de o coğrafyada tanıştığım en sıra dışı ve bir şekilde en tanıdık varlık olsa gerek. Efsaneye göre bir zamanlar Kaş ve Meis birbirine çok aşık bir çiftmiş. Büyük bir deprem ikisini ayırdığında devler birbirlerine bakarak, tekrar kavuşacakları güne kadar uyuyakalmışlar. Şimdilerde dağda uyuyan ve karşı yakadaki sevgilisine ...

EYLÜL BAKIŞLI KIZ

Resim
             Sakin bir gece, dışarıda çıt yok. Sürekli seslenen O’ndan başka kimse konuşmuyor. Bir türlü oturtamadım şeklini bu odanın. Kitaplığı nereye koysam bir eksiklik var. Nereye yaslansam bir hüzün çöküyor içime. Hangi saati takarsam takayım yılın bir günü duruyor. Sonraki günler mi? İsyan eder gibi sanki çalışmaya hep acı bir tik tak. Benzemiyor bu odanın saatleri başka saatlere. Dünyanın bir ucundan getirsem yine aynı bezginlik yada hüzün. Henüz koyamadım adını nedir bu acı ritim. Anlatamıyorum kimseye anlamazlar ki. Nasıl olur da saatler odanın ruhunu taşır. Ben mi? Ben sürekli durgunum. Ne zaman aşık olduğumu düşünsem; O kalbimi şüpheyle dolduruyor. Başımı nereye yaslasam bir kız gözlerimin önünde. Eylül gibi bir kız…Bana sonbaharı hatırlatıyor. Eski püskü kitap dolu bir odada, sallanan bir sandalyede, suskun, gökyüzüne bakıyor. Acılı diyorum ama soracak cesareti vermiyor insana. Yeşil gözleri o kadar koyu ki sanki boşluğa bakıyor. Esmer ten...

SERHAT

Resim
Akaretler yokuşunda, Şampiyondan bir kokoreç... Böyle başlamıştı her şey... Şimdi şairin elleri göklere uzanıyor... Yitip giden dostunu arıyor...  Bir kokoreçten, 18 yıla yayılan maceralara evriliyor yüreği... Futboldan hiç anlamayan şairin, Sporla dolan dünyasıydı dostu. Buluşmalar maç çıkışları, Konuşmalar maç bitişleri... Fanatik bir dünyaydı seninkisi... Ey dostum!  Hiçliğin orda hala, Trump Tower’da... Cihangir’de... Beyoğlu’nda...  rakı içilen o eski barlarda... Tektekçi’de... Tarlabaşı’nda çığlık atarken Gecenin 3’ünde atletli amcaya O gün ölmedik ya ölmeyiz de... Hatırlar mısın? Bebeğini dans ederek düşürmeye çalışan Genç kadını? Masayı kıskanarak terk eden eski sevgilini?  Küsmelerimizi hatırlar mısın? Durmadan geri dönmelerini... Erman Toroğlu’nu?  Moda’yı?  2020’de öldüğünde, Balat’da boş kaldı 2 kadeh... Kadehlerin seni öldürdüğünü bilerek, Kadehlere rağmen, Ben her içtiğimde bir kadehim var, Havaya kaldıracak O güzel gülüşün için... Serhat olsu...

ZAMAN

Resim
Diyor ki “Anlattım sana” “Görmek istemedin” diyor... “Dinlemedin” diye tutuşturuyor ucuna! Düşüyor harfler klavyeden... Düşüyor anılar güzelliklerden... EGO denen şeyle sek sek oynuyoruz, Ara bir sokak, Sola dönersen gerçekler, Sağa dönersen sahtelikler... Sahteliğe yürüyor... Maskelerin ardında bir virüs Sızmış bütün insanlığımıza... Virüs bile bulamaz geldiği yeri... Dinlemedi... Belki de en çok kulak kabarttığı yerden vuruldu... 9-6 ritminde bir dünya, Doğru- yanlış ritmine yenilmiş felsefe, Sosyal medya ile dirilmiş korkular, İradenin yenildiği yerde çıkan düşmanlıklar, EGO’nun yoğurduğu politakalar... Ait değilsin bu düzene... Siktir git dediğinde, Seviştiğinde küfürle, En çok bu zamanlarda, Derinleşiyor senin insanlığın... EGO senin işin değil... Sen biliyorsun çünkü Kazananı yok böyle zaferlerin... Kaybedeni de... New age bir anlayışla, Çoktan yıkıldığını bilerek Lemuryan’ların çanlarının... Zamana bayılıyorsun... Zaman ilaçtır, Zaman içiçedir,...

VARMIŞ YOKMUŞ

Resim
Şimdi yüreğimde koca bir deniz, Şimdi kalbimde asılı bir güzel gülüş... Koca bir nefes çektim içime senden Yanımda götürüyorum Taksim’e... Sevgilinin lacivert gözlerinden uzağa taşındım ilk defa... Varsay elimizde bir kamera, Varsay dünya uzun metrajlı filmler bekliyor... Varsay bir sahil kenarına düşmüş yolumuz... Tam da zamanı yerleşmenin varsay... Varsay zaman bize iyi davranmış... Hayat hep varsayımlarla dolu be adam! Var- say, yok-say!!! 04.10.2019 - İstanbul

TANIDIK BİR İHTİMAL

Resim
Sen olmayınca ben maceraları anlamsız bir çocuk gibiyim, Gelmeyince denizlerden dalga sesleri, Bir sismolog gibi kuşkucu, Korku dolu sarsıntılardan... Çocuk kaydıraktan tersten kayamayınca, Kuşkulu... Soruyor kamikazede dönmüşken çocuk, Çok kere, yeniden, yeniden... Alabilir misin onu yeniden, dönme dolabın romantizmine... Çocuk sevmeye gönüllü, Yüzmeye gönüllü deli dalgalara inat... Sevdaya az kalmış görünüyor bal rengi gözlerin... Kısıp duruyorsun gözlerini, Saklarmışçasına kocaman kalbini... Çocukluğumda öğretilen alfabelerle okuyorum seni... Çocuk gibi soruyorum sıkışınca... Cevapları saklamıyorsun yabancılar gibi... Benden oluyorsun, bana bakıyorsun... Öylesine unutmuşken ben tanıdık olmayı, Çok tanıdık bir şarkı söylüyorsun bana... Karadeniz'in deli dalgaları vuruyor kıyıya Ve ben “en son ne zaman bu kadar dürüst olmuştum” diye soruyorum kendime 5 yaşım duruyor karşımda, Kavgaya hazır, Adalet diye bağırıyor... Dürüstlük diye isyan ediyor... Ona öy...

HOKUS POKUS

Resim
Okyanusların dibine varan yolculuklardan, Küçük cinlerin kızıl saçlı ülkesinden, Bozkırlarından Anadolu’nun ve Yamacından Karadeniz’in deli dalgalarının... Çocukluğunun büyülü resimlerinin sergilendiği Louvre’dan, Bir seks sergisi misali Amsterdam’dan, Falezlerinde Tanrı’yı gördüğün Galway’den, Köhne metrosunda kaybolduğun Paris’ten, Anlamsızca herkesin sana selam verdiği Düsseldorf’tan... Yollardan, yolculuklardan, kalışlardan geçtin... Kirli dehlizlerinde aydınlık gördüğün insanlardan, Parlak auralarında karanlık gördüklerine kadar konuştun onlarla... Geçmiş yaşamlara tanıklık ettin, Bir işaret aradın durdun gelecekten... Hiç dinmedi dalgaları ruhunun, Vazgeçemedi kayalara öykünmekten denizin... O yüzden hiç duramadın... Aklın hep yollarda kaldı... Keşiflerin hep yenilere gebe oldu... Belki de Bir Jules Verne yanılgısıydı çocukluktan kalan... Dünyanın merkezine doğru bir çekim... Bir ömür devr-i alem... Tüm o geçmiş ve geleceğin içinde böylesine sevilemezdi y...

DON

Resim
İncitiyorsa seni bu dünya her an, Aklın basmıyorsa hala maskeli baloları... Üstüne üstlük, Olduysan, En büyük müdavimi o balonun... Çıkış da yoktur artık bilirsin... Akıntıya karşı yüzmeyeli olduysa yıllar, Ve aldıysa idealistliğini sömürgenler, Üstelik farketmemişsen bile... Bir el sallayamamışsan Kişot’a, Don’u elinde kalmışsa Yeldeğirmenlerinin... Yazıklar olsun içindeki Cervantes’e... Şu heybetli İstanbul’a bok atarken yıllarca, Öğrendiysen, Yuvarlamayı... Bir başka dilden, Kocaman bir İrlanda tokadıyla... Nedirki derdin zavallı Türkçe algoritmalarla... Değişkenini bilirsin, Şüpheli şahsı hissedersin... Hala nasıl becerirsin İncinmeyi... Ne güzel güldün bugün yine! Ne harika bir çocuktun! Yine nasıl da kaynadın sahteliğe... Seni gidi Bizans tohumu... Haydi şimdi haykır... Yeldeğirmenlerinizi sikmek istemiyorum diye!!! Alkışı Don Kişot yapacak sözü var evrenin... 21.01.2020 - 03:13 - Beyoğlu

ANLAŞILMAK

Resim
Hep anlaşılmayı bekliyorsun, Anlamadan hiçbirini... Senin anlamadığın mı anlayacak seni? Aslında sen çoğunu anlamıyorsun... Anlamıyorsun, Ciddiye aldıkları hayatı... Hayat ciddiye alındıkça En ağır dersleri anlatıp, en az notu veren öğretmenlere benzer, Sen biliyorsun anlatamıyorsun... Denizi ciddiye alırsın sen, Gökyüzünü, Salınan martıları üstünde, Yüzünü okşayan rüzgarı, Karanlıkta dans eden ağaçların fısıltısını, Gece parlayan yıldızları, Söyleyecekleri çok şey var biliyorsun, İnadına eğleniyorlar görüyorsun... Bilge kayalıklara saygılısın en çok, Ne de fazla biliyorlar sessizce... Alavereci dalavereci Tanrı’ya güveniyorsun en çok, Boşuna değil biliyorsun, İnadına kurduğu oyunları... Habil cidden mağdur muydu? Soruyorsun? Kabil cidden kötü müydü diye diretircesine... 9-6 yollarında bir kalabalık etrafında, Düğünde dernekte, Büyük büyük cümlelerde... Küçük cümleleri seviyorsun sen... Kıskançlık onların bildiğine benzemiyor, Aşk benzemiyor, Hırs hiç değil, Para soyut, Görsellik gör...

DURU'NUN VEDASI

Resim
        Photo Credit - Deviantart -  alexandrelobo   Asırlardır farklılıkları ve uzlaşmazlıklarına rağmen birbirine kopamaz bağlarla sarmalanmış iki kıtanın arasında doğmuştu. Günün beş vakti dört bir yanını sarardı ezan sesleri ve evinin arka sokağından gelen çan seslerine karışırdı. Bir yandan hüzünlü saz sesleri bölerdi sohbetini, diğer tarafta da akordeon eşliğinde gizli bir sevgiliymişçesine valse davet edilirdi şehr-i İstanbul tarafından. Şehir gibiydi kadınlığı da: ne modern ne de geleneksel. Bir eş dost düğününde göbek atıncaya kadar Avrupalı, Chansonlar eşliğinde Cafe de Paris soslu bonfile yiyene kadar Asya’lı. Eyüp Sultan’da adak adarken Müslüman, Beyoğlu’nda Saint Antoine Klisesi’nde mum yakarken bir başka… İstanbulluydu aslında. Kökene gitsen Bizans Rumlarıydı büyük büyük dedeleri. İstanbullu olmak başkaydı özünde. Daha bir modern, daha bir Avrupalı ama insan tek başına kendisi olmayı beceremezdi bu dünyada. Bir şekilde karışır karmaşır...

GECENİN SONU

Resim
Sevgilim sen bilirsin, ben bitirmeyi hiç sevmem; Geceyi, alkolü, sarhoşluğu, romantizmi, abartmayı... Bilirim sevgilim; sen hiç gitmezsin bitirmeden, Son şişeyi, son şarkıyı, son öpücüğü, abartmayı bir de... Gecenin bitirme çanları çaldığında, Uçak birilerini bu topraklara getirdiğinde, O şarkı meselesinin sonuna varamadığımda, Dolaptaki şişeyle bakıştığımızda, En çok da abartasım geldiğinde Masmavi bir ışık doğuyor geceye... Gözlerinden evime süzülen... Şarkı oluyorsun, Şiir oluyorsun, Masal oluyorsun, Rüzgar, deniz, İstanbul Oluyorsun çalıyorsun tüm geceyi... Çalıyorsun düşlerimi Düşmüyorum, Özlemiyorum, Son kadehte masmavi bir şehir oluyorum Şehrin adını sen koyuyorum Sabaha ne kaldı ki... Yine gideceksin İstanbul sensizliğini unutacak! Biraz peri tozu uçurur muydu Geceyi seninle bir sabaha... Biraz düş, Bir şarkı, Bir kadeh daha, Ruhunu ruhuma getirir mi ki? Ruhumda sessiz bir intihardır Büyülü şarkıların eksikl...

YOLCU

Resim
                                      Photo Credit - Passenger  Büyük Britanya’dan bir müzik kulaklarımda, Aşk diyor yavaş gelir, hızlı gider... Şarkıcının adı gibi yolcuyduk biz de aslında! Gökyüzü yakından uzağa doğru ilerlerken, Okyanusun dalgaları denize yenilirken, Rüzgarla sarılmadığım saatler çoğalırken, Ülkesine dönüşmüş bir yazar var şu köşede, Ülkesi gibi aynen; Güçten bahsederken gülümsüyor, Ortalarda yaşamaya çalışıyor, Arada kalmış vatan gibi... Ne doğu, ne batı... Ne mutlu, ne mutsuz... Olmayan paraları savuşturan... Çarçabuk da unutan... Unuttu seni sevdiğini... Unuttu üzerinde güneşin asla batmadığı gülümsemeni... Çoktan yıktı aşka edilen yeminleri... Aldatıldığını iddia edecek yakında, Aşkın huzursuz bir duygu olduğunu bilmese... “Beni kıskanıyorlar” yalanını bile söyler yakında... Böyledir toprağına karışmak! Böyledir bir gökyüzüne sevdalanıpta ...

AŞK GÜNLÜĞÜ

Resim
Gözlerim tamamen kapalı Yatağımın başucunda kol saatin, Yere attığın elbiselerin, Gizlice sızmak lazım mutfağa Kapıda ayak sesleri var delinin... Yağmur rüzgarla karışmış camın kenarında Hayaller uçuşuyor etrafta masmavi Sabaha karşı 4,5,7 Ertesi gün öğleden sonra 5,6,7... Kapıyı tıklatıyor huzursuz Yemekte mi yemeyeceksiniz? Sahi saat kaç? Uyku bize uğramadı yine, Gözlerin raftaki içki şişesinde... Sakın ses verme kapıdakine! Bozuk paraların saçılmış yine her yere, Hiç işin olmaz ki senin parayla... Bardaki kıza gülüyoruz hala, Hani kumpasımıza gelmişti... Makaleme şirketi sen buldun yine... Okul var, iş var, kapıda canavar var... İçeride Meryem var, Rumi var... Paraşütle okyanusa atlamak var... Akşama içmek var... Duvardan bize bakıyor; Gül, sev, yaşa!... Hala oradasın... Hala oradayız... Birazdan huysuzla yüzleşeceğiz... Kıskançlık krizinden söyleyecek Ağzına geleni... Birazdan akşam olacak yeniden... Puslu şehir asıl sen gidince kararacak! Boşver yağsın yağmurlar, Bu kadın seni ...

ÇOCUK RUHLU AŞK

Resim
Hep acelesi var adamın Koşar adım caddelerde Duyguları çok yoğun, Eylemleri pervasız... Usta bir ressam gibi Fırça darbeleriyle renklendiriyor geceyi... Karşıdaki kadına, Yanındaki adama Hikayeler yazdık yine, birlikte... Ah seninle uydurmak! Bir şehri baştan yazmak! Kulaktan kulağa bir oyun aramızda Hiç bitmeyen bir sarhoşluk Çocukça, şımarıkça, hoyratça Kendi yalanımızın içinde Bir kahkaha! Hiç dur demeyen, Hiç uslanmak istemeyen Sürprizleri hiç bitmeyen Bir adam... İçini okuyan bir kadın, Gözleriyle konuşabilen... Ey özgürlük! Seni ne çok özledi bu kadın! Efendisi ülkesi,Gardiyanı kültürü, İşkencecisi ruhu, Doğuda bir yerlerde... Adam bilir, Gözlerini kapamak yeter kadına... Esaret dediğin ne ki! Kadın her gece Masmavi bir okyanusta Olmayan dünyalara Yelken açmakta... Gözü gökyüzüne takılı Bir gün yeniden görecek Görkemli kanatlarını gökyüzünde... Konuşamadıklarını kustuğu bir geceydi yine Depresifler diyarında... Serseriliğe vurdu. Reddediyor yaşlandığını Gidiyor Üstüne ...

Varsayım

Resim
Photo Credit - enchanting-ce-memory Günler geçiyor, mevsimler değişiyor Kalbine söylediği yalanlar değişiyor kadının Yine de okyanus mavisi gözleri sızıyor bir aralık bulup geceden yüreğine... Buruş buruş olmuş bir yüreğin içinden ruhuna sarılıyor ruhu kadının... Hiç güneş batmıyor Rüzgarlı bir hayalde... Varsay gelmiş Kleopatra ruhlu şehrine... Varsay rakıyı sek içtiğiniz deniz kenarı bir restaurantta sabahlamışsınız... Varsay sevmiş bu tutsak denizi... Varsay içinde gitmek ve dönmek geçen bütün cümlelerin seyyahı olmuş kadın ve adam! Masal bu ya; varsay prens, geri getirmiş ağlayınca gözlerinden inciler saçılan kadının "o deve" vermek zorunda kaldığı gözlerini... Masal bu ya mor dağların ardında iyilerin kazandığı bir ülke varmış gerçekten... Sana bu şiiri zehirli bir şehirden yazıyorum sevgili! İstanbul derler adına... Ömür boyu yalanlarına sürgün eder insanı... Bu şehri matemde sevdiğin her şeyin gizli düşmanı olsan da Yine de seversin arabeskini... Demem o...

Gözlüklerin Hikayesi

Resim
Photo Credit - Art- triste İki gözlük karşı karşıya Salondaki masada Gördükleri kursaklarında Göremedikleri unutulmuş şarkılarda... 2 gözlük birbirinden apayrı... Birinin kalmamış çerçevesi Diğeri kuşanmış zırhlarını... Masadalar Ucuz ama derin, Pahallı ama saydam... Ayrı yönlere bakıyorlar... Gözlükler gibiydi hayat Çerçevesinden daha uzağa bakamadığımız... Bir Yeşilçam filmi gibi... Hisarüstü'nden boğaza doğru Söylenmiş eski bir şarkıda saklı "Kız sen İstanbul'un neresindensin?" Şimdi ne İstanbul eski İstanbul Ne eser kaldı o filmlerdeki aşklardan Çalındı boğazın sularında salınan şarkılar... Eski zaman aşıkları Gözlükle gözün hikayesi gibiler... Masada... Salonda... İki gözlük sessizce karşı karşıya Yeni köprüden geçen yok... Bu yeni İstanbul'dan anlayan da... 14.01.2017 - 03. 32 - İstanbul

Bir Avuç

Resim
Photo Credit scheinbar Hatırladı kadın 8.75 ile çarptığı saatleri... Bir avuç para, Çıkartmaya izin vermedi zarfından onuru... Herşey bir avuçtu son yıllarda... Aşk bir avuç, Mutluluk bir avuç, Hayal bir avuç... Umut bile bir avuç... Yetinmeyi bilirdi elbet Yetinmeyi bildi... Sadakatsiz bir sevgiyle, Sonuçsuz bir umutla, Anlamsız bir uğraşla... Yetindi hep... Hangi göbek bağı yapmıştı bu siktiğimin düğümünü? Ne bağlamıştı seni cehenneme? Bak orada bir ülke var, Orta Doğu denilen bir yerin dibinde... Bak saygı yok olmuş, Kavga adetten, Küfür edersen terbiyesiz Etmezsen enayisin bak!... Orada benim köyüm bilenler bilirler... Üstünde yalan yazan taşları takip et, Ezan sesini dinle, Bir iki tekbir çek, Va-ra-cak-sın Hades'in yeraltı cehennemine... Hepimiz buradayız, Bir avucuz, Bir avuca bile düşmanız, Gel seni de bekleriz... 23.11.2016 - 23.41 İstanbul

BİZ ÖLDÜRÜLDÜK

Resim
Bir varmış bir yokmuş, dünya denilen bir gezegende Orta Doğu diye anılan bir coğrafyanın Avrupa’yla kesiştiği noktasında Türkiye denilen bir ülke varmış. Tarihin sayfalarına, cesareti ve azmiyle, bir parça ekmeğe hasretken, ayağındaki tek çarığı eksikken verdiği kurtuluş mücadelesiyle geçmiş bir halk yaşarmış bu ülkede. Zaman değişirken, eski silahların yerini yeniler alırken, bükülen belini doğrultmaya çalışırken zalim bir büyücüye esir olmuş bu topraklar… Uyku tozu serpmiş büyücü vatanın her karış toprağına. Uyumuşlar, uyutulmuşlar, değişmişler, dönüştürülmüşler… Gün gelip bu toprakları kurtarmak için onlara yol gösteren, liderlik eden Ata’larına dahi düşman kesilmişler. Koca bir ülke uyurken, Toza bağışıklık gösteren haklı bir çoğunluk çığırtkanlıkla suçlanırken, Cennet vatanın tüm varlıkları yabancı sermayeye satılıp, yeşile dair, doğaya dair her şey katledilmiş… Çağın dışında yobaz bir din anlayışı ile sapkınlık harmanlanmış. Öyle ki çocuğa, hayvana tecavüz, ...