Kayıtlar

özlem etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

HOKUS POKUS

Resim
Okyanusların dibine varan yolculuklardan, Küçük cinlerin kızıl saçlı ülkesinden, Bozkırlarından Anadolu’nun ve Yamacından Karadeniz’in deli dalgalarının... Çocukluğunun büyülü resimlerinin sergilendiği Louvre’dan, Bir seks sergisi misali Amsterdam’dan, Falezlerinde Tanrı’yı gördüğün Galway’den, Köhne metrosunda kaybolduğun Paris’ten, Anlamsızca herkesin sana selam verdiği Düsseldorf’tan... Yollardan, yolculuklardan, kalışlardan geçtin... Kirli dehlizlerinde aydınlık gördüğün insanlardan, Parlak auralarında karanlık gördüklerine kadar konuştun onlarla... Geçmiş yaşamlara tanıklık ettin, Bir işaret aradın durdun gelecekten... Hiç dinmedi dalgaları ruhunun, Vazgeçemedi kayalara öykünmekten denizin... O yüzden hiç duramadın... Aklın hep yollarda kaldı... Keşiflerin hep yenilere gebe oldu... Belki de Bir Jules Verne yanılgısıydı çocukluktan kalan... Dünyanın merkezine doğru bir çekim... Bir ömür devr-i alem... Tüm o geçmiş ve geleceğin içinde böylesine sevilemezdi y...

GECENİN SONU

Resim
Sevgilim sen bilirsin, ben bitirmeyi hiç sevmem; Geceyi, alkolü, sarhoşluğu, romantizmi, abartmayı... Bilirim sevgilim; sen hiç gitmezsin bitirmeden, Son şişeyi, son şarkıyı, son öpücüğü, abartmayı bir de... Gecenin bitirme çanları çaldığında, Uçak birilerini bu topraklara getirdiğinde, O şarkı meselesinin sonuna varamadığımda, Dolaptaki şişeyle bakıştığımızda, En çok da abartasım geldiğinde Masmavi bir ışık doğuyor geceye... Gözlerinden evime süzülen... Şarkı oluyorsun, Şiir oluyorsun, Masal oluyorsun, Rüzgar, deniz, İstanbul Oluyorsun çalıyorsun tüm geceyi... Çalıyorsun düşlerimi Düşmüyorum, Özlemiyorum, Son kadehte masmavi bir şehir oluyorum Şehrin adını sen koyuyorum Sabaha ne kaldı ki... Yine gideceksin İstanbul sensizliğini unutacak! Biraz peri tozu uçurur muydu Geceyi seninle bir sabaha... Biraz düş, Bir şarkı, Bir kadeh daha, Ruhunu ruhuma getirir mi ki? Ruhumda sessiz bir intihardır Büyülü şarkıların eksikl...

YOLCU

Resim
                                      Photo Credit - Passenger  Büyük Britanya’dan bir müzik kulaklarımda, Aşk diyor yavaş gelir, hızlı gider... Şarkıcının adı gibi yolcuyduk biz de aslında! Gökyüzü yakından uzağa doğru ilerlerken, Okyanusun dalgaları denize yenilirken, Rüzgarla sarılmadığım saatler çoğalırken, Ülkesine dönüşmüş bir yazar var şu köşede, Ülkesi gibi aynen; Güçten bahsederken gülümsüyor, Ortalarda yaşamaya çalışıyor, Arada kalmış vatan gibi... Ne doğu, ne batı... Ne mutlu, ne mutsuz... Olmayan paraları savuşturan... Çarçabuk da unutan... Unuttu seni sevdiğini... Unuttu üzerinde güneşin asla batmadığı gülümsemeni... Çoktan yıktı aşka edilen yeminleri... Aldatıldığını iddia edecek yakında, Aşkın huzursuz bir duygu olduğunu bilmese... “Beni kıskanıyorlar” yalanını bile söyler yakında... Böyledir toprağına karışmak! Böyledir bir gökyüzüne sevdalanıpta ...

AŞK GÜNLÜĞÜ

Resim
Gözlerim tamamen kapalı Yatağımın başucunda kol saatin, Yere attığın elbiselerin, Gizlice sızmak lazım mutfağa Kapıda ayak sesleri var delinin... Yağmur rüzgarla karışmış camın kenarında Hayaller uçuşuyor etrafta masmavi Sabaha karşı 4,5,7 Ertesi gün öğleden sonra 5,6,7... Kapıyı tıklatıyor huzursuz Yemekte mi yemeyeceksiniz? Sahi saat kaç? Uyku bize uğramadı yine, Gözlerin raftaki içki şişesinde... Sakın ses verme kapıdakine! Bozuk paraların saçılmış yine her yere, Hiç işin olmaz ki senin parayla... Bardaki kıza gülüyoruz hala, Hani kumpasımıza gelmişti... Makaleme şirketi sen buldun yine... Okul var, iş var, kapıda canavar var... İçeride Meryem var, Rumi var... Paraşütle okyanusa atlamak var... Akşama içmek var... Duvardan bize bakıyor; Gül, sev, yaşa!... Hala oradasın... Hala oradayız... Birazdan huysuzla yüzleşeceğiz... Kıskançlık krizinden söyleyecek Ağzına geleni... Birazdan akşam olacak yeniden... Puslu şehir asıl sen gidince kararacak! Boşver yağsın yağmurlar, Bu kadın seni ...

ÇOCUK RUHLU AŞK

Resim
Hep acelesi var adamın Koşar adım caddelerde Duyguları çok yoğun, Eylemleri pervasız... Usta bir ressam gibi Fırça darbeleriyle renklendiriyor geceyi... Karşıdaki kadına, Yanındaki adama Hikayeler yazdık yine, birlikte... Ah seninle uydurmak! Bir şehri baştan yazmak! Kulaktan kulağa bir oyun aramızda Hiç bitmeyen bir sarhoşluk Çocukça, şımarıkça, hoyratça Kendi yalanımızın içinde Bir kahkaha! Hiç dur demeyen, Hiç uslanmak istemeyen Sürprizleri hiç bitmeyen Bir adam... İçini okuyan bir kadın, Gözleriyle konuşabilen... Ey özgürlük! Seni ne çok özledi bu kadın! Efendisi ülkesi,Gardiyanı kültürü, İşkencecisi ruhu, Doğuda bir yerlerde... Adam bilir, Gözlerini kapamak yeter kadına... Esaret dediğin ne ki! Kadın her gece Masmavi bir okyanusta Olmayan dünyalara Yelken açmakta... Gözü gökyüzüne takılı Bir gün yeniden görecek Görkemli kanatlarını gökyüzünde... Konuşamadıklarını kustuğu bir geceydi yine Depresifler diyarında... Serseriliğe vurdu. Reddediyor yaşlandığını Gidiyor Üstüne ...

Zaman

Resim
                                                  Photo Credit - deviantart - natdatnl Şimdi hiçliğinde var olduğum zaman... geçmiş diyorlar.... Geçmemiş olabilir mi? bilmediğim zaman... Dünyayı maviye boyayasım var Maviyi de yağmurla ıslanmış yeşile... Ardından doğan güneş saçların olsun sevgili! Sana elveda demiş olan ruhum için, binbir yağmur yetmezken ben yine maviye düşmenin derdindeyim sevgili... Seni ben yapıp, beni senden çalan tüm bizlerle dans eden ruh henüz çalmadı yıldızlardan aşkın dansını... ve hep dediğim gibi; yine gece... yine bir ben varım... bir de yıldızlar bir de boynu bükük olduğu halde salınan bulutlar... yine gece... yine sen yoksun.. en garibi de sana rağmen gökyüzünde dans eden kırmızı bulutlar... Yine gece oldu ve sabah öykündü yıldızlara... O yüzden geldi seni benden çalma vakti güneşin... 11.10.2013 / Dublin / 01.19

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

Resim
Bir varmış bir yokmuş Aşk mor dağların ardına saklanmadan önceymiş Önceymiş ironik kelepçelerden Denizden maviler koyarmış kadın sepetine Bir varmış bir yokmuş Şimdi bir bavul bekler soğuk bir evin köşesinde Aşkı İstanbul’a küskün, Sevgiliden arta kalmış boş sigara paketi cebinde Paket ki boş,  atmaktan ötesini yapmayan kalbi gibi… Bir şehir var derler uzakta Sevdalılarını zehirlermiş O zehri içen önce öğrenirmiş Derinden yaşamayı tüm duyguları Sonra da kara sedasında kıvranırmış şehrin… Şehr-i İstanbul derler adına Var hala binlerce sevdalısı… Şimdi bir evde kadın, Sakinlerinin ruhuyla karanlık Dublin’in karanlık ve ıslak sokakları gibi… Yine de sever Dublin şehrini… Sevdalısı olmasa bile… Burada periler yaşar derler, Onları kovalar sarhoş soğuk gecelerde… Derler ki herkes dertliymiş bin yılların Çok dinli, çok dilli şehrinden… Aşıklarını vermiş Müslüman bir hokkabazın eline. Derler ki geceler bitmez olmuş hüzünden...

MASALDA Kİ PRENS

Resim
Yıllar önce sakin başladığını sandığım bir yaz mevsiminde hayatım alt üst olmuştu. Doğru bildiğim her şeyi kaybettiğim enteresan sıcak günlerden geçiyordum. Ölüme şahitlik etmiştim. Duygularımı tanımlayamıyordum. Tek istediğim gökyüzündeki yıldızlara kadeh kaldırıp oradan bana bakan arkadaşıma şerefe demekti. “Senin yaşamayıp gittiğin ve benim inadına yaşayacağım hayata şerefe!” Öyle zor duygular, öyle karmaşalarla dolu bir yazdı ki masallardan çıkıp gelecek biri lazımdı. Sihirli değneğiyle “hokus pokus” deyip hayatımı değiştirebilecek biri…                 Tam da böyle bir zamanda rastladım sana. Derin mavi gözlerinde ufuk çizgisinin ardındaki o gizemli ülkeyi gördüğüm, gülüşüyle gökyüzünün cennet diyarlarına uçtuğum bir masal kahramanıydın sen! Gördüğün şey rüyaysa uyanmak zorunda kalırsın elbet. Mavi gözlü prens hiç uyanmak istememişti oysaki… Ta ki ben yeniden kendimi zehirlemeye karar verene kadar… ...

RESİMDEN DAMLAYAN YAĞMUR

Resim
Adamın adı yok… Saklanması gerekti saklandı… Aynı aşkları gibi masadaki içkileri ve sevişmeleri de yarım kaldı… Kadının kendi içindeki tutkudan haberi yok... Masa erken boşaldığında giden sevdiği miydi yoksa düşleri mi bilemedi. Her aşkta biraz daha kaybediyor kadın. Her bitişte biraz daha hırçınlaşıyor ruhu… Mavi gökyüzüne kadeh kaldırıp, mutlu günlere içilerek başlamıştı aşkları ama gecelerin kasveti çöktü aşka…                 Çok sevdiği bir şeyleri hatırlatıyordu adam kadına. Hayatında sadece bir kereliğine gerçekten kendisi olduğu o unutulmaz geceyi. Mavi denizi, müziği ve günün ilk ışıklarını… Bir daha, bir daha hiç uyumasın istiyordu… Bir kere daha sarhoş olmak istiyordu… Günün uygunsuz saatlerinde kaçamak uyuduğu uykuları paylaşacak birini bulmuştu işte… Saatlerce konuşabilecek, aynı sigara paketinden içecek, olmadık saatlerde telefonunu titretecek o mavi düşe yaklaştığını sandı kadın. Şimdi kumla...

YALNIZLARIN RESİMLERİ

Resim
           Yalnızlar başka şarkılar söylerler. Onların melodilerinde özlem vardır. Ateşinde düşler yanar, dumanından hüzünler çıkar. Yalnızlık başka türlü bir duygudur. Her dokunduğu ruha başka elbiseler giydirir. Ağaçlar gibi yalnızdır kimileri… En yakınına bile birkaç adım uzak, dimdik… Üstüne konup şarkılar söyleyen kuşları bile silkelemeye hazır ve fütursuz… Kimisinin yalnızlığı gökyüzü gibidir. Bulutlar, yıldızlar, üzerinde uçan kuşlar, gelip geçen uçaklar, mavisine dalan âşıklar… Hepsi tanır onu. Oysa o her şeyi görme yetisi yüzünden bulamaz kendisine dokunabilecek birini. Şeffaf odalarına girip de yorumlayanlar sanırlar ki ona değdiler. Öylesine kolay görünür ki mavisinden başka bir şey saklamaz sanırlar. Bildiğim en ilginç yalnız gökyüzüdür belki de… Bazıları Rüzgâr gibi yalnızdır. Okşar insanların yüzlerini… En mahrem yerlerine dokunur istediklerinin. Kapılardan sızar, evlerin camlarından dolar odalarına sevdiklerin...

ÇOK SEVİLMİŞ DOSTLARIN İHANETLERİNE DAİR

                Belki de saklı sözleri yazma vaktidir şimdi. Yüreğimde safça sevilmiş tüm insanlara dair kelimeleri tüketme zamanıdır.  “Ben bunca kirliliğe rağmen bu dünyada seni yanıma yaklaştırdım, sana düşlerimden bahsettim. Çünkü sen farklıydın diğerlerinden. İşte bu yüzden bir senden gidemedim” deme vaktidir belki de.                 İhanetlere gebe düşmüş bir ruhun saklı sevmelerine ortaklık eden ender insanlardandın sen. Ne kadar yakınsan bana o kadar acıtabilirsin ruhumu. O yüzden kalkanlar topluyorum şimdi… Herkes öldürürmüş ya sevdiğini; Yalanlar söyleyip de öldürme anılarımızı diye susturuyorum cümlelerimi.                 Bazen sevdalar dostlara da duyulabilir. Sorarsın yalnız gecelerde kendine; “Ben en çok kiminle gülmeyi becermiştim?” diye. En ço...

"Hal"ler

Sessizliğe dayandı gözler ve kulaklar… Yedi günler bekledi kayboluşundan doğmanı. Sessizliklerle seviştirdiği düşlerinde beklemez olur eller artık ellerini. Ey sevgili! Ben her gelen gemiye sensin diye el sallar oldum… Ayaklarımı suya değdirir değdirmez yüzünün görünmezliğinden kaçar oldum. Kaçar adım çok sevdiğim dalgalardan kumsallara… Geriye doğru adımlar, kumların hiç sevmediğim kızgın tenine doğru… Gürültümü çalan sessizliklerim var benim bilir misin? İçimdeki orkestranın uykudan uyandırmak istercesine gürültüyle dağıtmaya çalıştığı sessizliklerim var benim. “Sen”sizlikleri hiç sevmeyen kalbimin “sessizlik”lerine baş kaldırışıdır içimdeki… En kötüsü de “o” olmadığını bildiğim “sen” lere ağlamaklı olma halidir... “O” olmadığını bilemeyen “sen” lerin susarak ruhlarını yüceltme çabasına seyirci kalmak zorunda olma durumudur. “Haller”… Ruh halleri, kalp halleri, kaburga kemiklerinin ve iki bacak arasının içine sıkıştırmayı becerdiğimiz hayatımızın halleri… Haller “sen” in ablat...

YABANCI HAYAT

Güneş yüzünü esirgediğinde bu şehirden kalbim düşüyor elime... Üstünde çizikler var. Konuşuyoruz yıldızların altında... O kadar acıyor ki gitmek istiyorum... Hiç tanımadığım bir yere, dilini bilmediğim bir şehre... Örfü adeti başka bir ülkeye... gitmek istiyorum... Başka bir Dünya düşlüyorum; çıkarların insanları esir almadığı sonsuz bir maviliğin içinde asi dalgalar görüyorum düşlerimde... Sahte yüzler geliyor aklıma, yalan bu dünya boğuluyorum... Çocukluğumdan beri neye üzülsem deniz açtı bana ellerini... Yürüyorum "Bana güneşi getir Poseidon" diyorum. Yağmurlar arasından göz kırpıyor güneş bana. Biliyorum deniz hala yanımda... Gülümsüyorum... Beni asla bırakmayacağını biliyorum. Ona rüzgarı soruyorum... Nerde kaldı? Yıkıp geçecek çok yer var aslında Gökyüzü ile Rüzgar aynı yola çıkınca... Yabancıyım aslında... Gördüğüm her şeye, ezberlemeye çalıştığım tüm alfabelere, yalan gülümsemelere, sahte ışıklara, bu sokağın tanıdık sandığım taşlarına... Yabancıyım ben bu hikay...