Kayıtlar

dostluk etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ZAMAN

Resim
Diyor ki “Anlattım sana” “Görmek istemedin” diyor... “Dinlemedin” diye tutuşturuyor ucuna! Düşüyor harfler klavyeden... Düşüyor anılar güzelliklerden... EGO denen şeyle sek sek oynuyoruz, Ara bir sokak, Sola dönersen gerçekler, Sağa dönersen sahtelikler... Sahteliğe yürüyor... Maskelerin ardında bir virüs Sızmış bütün insanlığımıza... Virüs bile bulamaz geldiği yeri... Dinlemedi... Belki de en çok kulak kabarttığı yerden vuruldu... 9-6 ritminde bir dünya, Doğru- yanlış ritmine yenilmiş felsefe, Sosyal medya ile dirilmiş korkular, İradenin yenildiği yerde çıkan düşmanlıklar, EGO’nun yoğurduğu politakalar... Ait değilsin bu düzene... Siktir git dediğinde, Seviştiğinde küfürle, En çok bu zamanlarda, Derinleşiyor senin insanlığın... EGO senin işin değil... Sen biliyorsun çünkü Kazananı yok böyle zaferlerin... Kaybedeni de... New age bir anlayışla, Çoktan yıkıldığını bilerek Lemuryan’ların çanlarının... Zamana bayılıyorsun... Zaman ilaçtır, Zaman içiçedir,...

KARMA

Resim
             İnsanlar olsun;  Bir çiçek bahçesi gibi bin bir çeşit… İnsanlar olsun dini başka, dili başka, cinsiyeti başka… Denize dökülen bir nehir gibi aksınlar dünyama… Hikâyeler bıraksınlar heybeme… Masallar anlatsınlar kendi dünyalarından... Sadece lale değil, sadece nergis değil nilüferler de olsun bahçemizde.  Su da yaşayanlar, suyu göstersinler, toprağın çiçekleri toprağı… Soğuk ülkelerden gelenler, senede bir gün açanlar… Hepsi gelsinler doldursunlar bahçemi.             İnsan isterim; farklı ve farkıyla özgür. İnsan isterim; hiç tanımadığı denizlerde yüzebilen… İnsan isterim; Zümrüd-ü Anka kuşlarına inanabilen. İnsan isterim susuz topraklarda çiçekler açtırabilen. İnsan isterim gökkuşağının renkleri gibi.             “Gel ne olursan ol gel” sadece unutma; Güneşsen parlamayı bilmeli...

DOSTA SESLENİŞ

Resim
                Ey Dost! Bana dert anlatma! Anlatma dinleyemem, dinlesem bile anlayamam. Zehirli hançerle bin defa deşilmiş bir yürek bendeki… Ben, senin acından anlamam… Senin kara kaplı bıçak sandığını ben gül bilirim. Anlamam günlük yaşantıların sıradan sıkıntılarından. Ben,  ihaneti tanırım, yalanı tanırım, heyecanın en şiddetlisini ve tutkunun zehirli bir yılan gibi sokmasını tanırım… Aşkın sıradan bir hikaye değil unutulmaz bir şiir olduğunu bilirim ben.                 Ey Dost! Bilir misin sen kadim uygarlıkların sırlı sevdalarını? Bilir misin büyülü bir zamanda geçmişin gözlerini görmeyi? Sevdayı bilir misin gerçekten? Çektiğin acı sevdadan mıdır alışkanlıktan mı bilir misin? Bildiğini sanırsın… Çünkü yalnızlıkta tanışılır sevgiliyle. Yalnızken seversin en çok onu. Önce gözlerini görmelisin seni boğan kalabalıkların ardında. S...

BİR KADEH EKSİK

Resim
           Bu bir gidiş hali. Senden uzağa, benden uzağa ve bizden kalana rağmen gitme durumu. Hep bildiğinden, en iyi tanıdığını sandığından, kendinden ayırmadığından gitme hali… Suskunlukların çözüldüğü anın resmini çizmeye çalışıyor beynim. İki adım ileri bir adım geri yürüyordum yolları şimdi koşmaya çabalıyorum. Giderken 2 beyaz bardağın birini de alıyorum yanıma. Biraz uykusuz gecelerden çalıyorum, biraz da acılı yemeklerden. Pijamalı sarhoş vakitlerin kahkahalarından da koydum bavuluma. Birkaç semtin isimlerinden harfler çalıyorum giderken. Bir parça da neşeli bayram sabahlarının votka kokulu bahçelerinden ıslak toprak kokusu götürüyorum yanımda. Senden uzağa giderken,  iz bırakmamaya dikkat ederek, beraber yürünmüş tüm sokaklarından geçiyorum İstanbul’un.  Bilirsin her zaman gitmeyi kalmaktan iyi bilirim. Oysaki şimdi varacağım yerin adı yok. Orada hangi şarkının söylendiğini bilmiyorum. Konuştukları dil bu vakitte he...

ÇOK SEVİLMİŞ DOSTLARIN İHANETLERİNE DAİR

                Belki de saklı sözleri yazma vaktidir şimdi. Yüreğimde safça sevilmiş tüm insanlara dair kelimeleri tüketme zamanıdır.  “Ben bunca kirliliğe rağmen bu dünyada seni yanıma yaklaştırdım, sana düşlerimden bahsettim. Çünkü sen farklıydın diğerlerinden. İşte bu yüzden bir senden gidemedim” deme vaktidir belki de.                 İhanetlere gebe düşmüş bir ruhun saklı sevmelerine ortaklık eden ender insanlardandın sen. Ne kadar yakınsan bana o kadar acıtabilirsin ruhumu. O yüzden kalkanlar topluyorum şimdi… Herkes öldürürmüş ya sevdiğini; Yalanlar söyleyip de öldürme anılarımızı diye susturuyorum cümlelerimi.                 Bazen sevdalar dostlara da duyulabilir. Sorarsın yalnız gecelerde kendine; “Ben en çok kiminle gülmeyi becermiştim?” diye. En ço...

YOL KENARINDAKİ AYAKKABI

Resim
Yol kenarında tek bir ayakkabı… Eski, yırtık, yaralı ve solgun… Baktım ona öylece… Ne gelmişti başına sahibinin? Peki ya özlemez miydi diğer yarısını? Yol kenarında yalnız başına bırakılmış, kim bilir ne badireler atlatmış hüzünlü ve masum bir ayakkabı… Belli ki yol arkadaşını daha yeni kaybetmiş… Bizlerde böyleyiz işte… Adımlar atıyoruz, yollarda yürüyoruz… Kimi zaman yol arkadaşlarımızı kaybediyoruz… Kimi zaman da yapılmış bir diğer yarımız var mıdır diye soruyoruz kendi kendimize… Bizim yolculuklarımızı ancak ölümler bitirebiliyor… Mola yerlerimizi hayat seçiyor… Buna rağmen tüm zorlu yolları, engebeleri, engelleri aşarak yürümeye devam ediyoruz… Yalnızlıklarımız, yorgunluklarımız, yarı yolda bırakılışlarımız bizim yolumuzun değişken süreçleri sadece nasıl olsa bukalemun misali yenileniyor ve renk değiştirmeyi de biliyoruz. Kimselere anlatmıyoruz yürüyüşe ilk başladığımız zamanları… Üstümüzde hayatın yeterince işlemediği o parlak deri varken ne kadar da pahallı olduğumuzdan...

İSTANBUL

Resim
Burası İstanbul! Cemal Reşit Rey’in bestesinden hatırladığımız üzere bir “Lüküs Hayat” şehri… Burası İstanbul! Bir zamanların Fransız özentisi, Recaizade Mahmud Ekrem’i n değişiyle “Araba sevdalılarının”, Peyami Safa’ya sorarsan “Sözde Kızlar”ın, Denizkızı Eftalya’ya göre musikinin sihirli kenti… Osmanlı’nın başkenti, sefahatin merkezi… Laleler şehri… Lale devrinin rehavetini üstünden atamamış bir koku var burada, bir kısım bohem evler içinde… Her şey bir uzun ney taksimi gibidir bu şehirde… Bir yerlerden uzun bir seda yükselir, bir çığlık kopar, birileri bir yerlerde dalgın düşlere dalar, bir yerlerde gece erken olur ve bu şehir, en çok ışıklara büründüğü vakit güzeldir. Bir müziktir alıp götüren uzaklara, melodisi önemli değil aslında; ister ney de ister klarnet, ister elektronik, ister darbuka bu şehir ışıkları ve müzikleriyle uyanır aslında. Bir tarafta gecekonduları, bir tarafta yalıları, sokak çocukları ve lüks arabalarıyla bir çelişkiler şehri burası… Kimisi iki yakasını ...