Kayıtlar

şair etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İKİ SALTANAT

Resim
Adamla kadın!  Bir yansıma misali  Geleneksel bir aynadan... Ne varsa adamda karanlık, Boğuşmak istemediği gerçeği kadının! Takıntılarıyla buluşuyorlar... Takıntılarla savaşıyorlar...  Ne kadar sevmedikleri yansıyor Aynaya, Kendilerini... Dünya duruyor, Zaman duruyor, Fikirler akıyor... Konuşuyorlar... EGO’larından koca bir kalkanla... Bir ömrü düşündürüyor zaman... Bir ömürden zaman çalıyor tinsel açmazlar... Zaman durmuş, Kaydıraktan kayan çocuk donmuş, Lopez’le Pit arasında kalınmış...  İçsel savaşları birbirininkine karışmış...  Salıncak kalmış gökte... İkisi de kaybettiği şöhretinin peşinde... Biri salıncakla çıkmış göğe, Diğeri ters kayıyor kaydıraktan, Donmuş ikisi de...  Zamanı dondurdukları gibi içsel dünyalarında, Zamanın kendisi de donmuş... Oysaki bir başka zamanda... Prensken, Prensesken... Karşılaşmak vardı...  Düşmüş bir imparatorluk var, Yükseliş için savaş yok... İki imparatorluk, İki dost ülke... Hangisi çıkacak yeniden refaha?  ...

KAYALIKLARIN HİKAYESİ

Resim
Tutsak bir denizin, Tutuklu sevdalısı olduğundan beri, Tutsak bir mantığın, Tutuklu uyumlusu olduğundan beri, Martılara özeniyorsun... Zamansız bağırmalarına, Saldırganlıklarına, Uçabilmelerine, Hastasın koca şehri kendilerine uydurmalarına... Kendini biliyorsun... Dönüştüğün kayalığın resmini bile bulursun isteseler... Tutuyorsun, Koruyorsun, Susuyorsun, Savunmuyorsun... Deniz onca kere çarpmışken dalgalarını... Saklamışken duygularını kendinin bile bulamayacağı dehlizlerine, Dolunay özendirmeye devam ederken, Dimdiksin... Kumdan başka bir şey bırakmıyorsun kumsala! Oysaki demişti o çocuk! Uzun uzun anlatmıştı sana dönüşeceğin şeyi Sen hep bildin! O yüzden sessizliğin... Martılara özenişinin sebebi var elbet! Siz hep buradasınız... Deniz, dolunay, kayalıklar... Kayalıklar, deniz ve dolunay... Martı gidiyor bilinmeyene... Sonunu bilsem de giderdime... Martıya öyküneceğine atsana kendini denizlere!!!! Korkun.... Kum olmak mı? İyidir her zaman, Tutun...

VARMIŞ YOKMUŞ

Resim
Şimdi yüreğimde koca bir deniz, Şimdi kalbimde asılı bir güzel gülüş... Koca bir nefes çektim içime senden Yanımda götürüyorum Taksim’e... Sevgilinin lacivert gözlerinden uzağa taşındım ilk defa... Varsay elimizde bir kamera, Varsay dünya uzun metrajlı filmler bekliyor... Varsay bir sahil kenarına düşmüş yolumuz... Tam da zamanı yerleşmenin varsay... Varsay zaman bize iyi davranmış... Hayat hep varsayımlarla dolu be adam! Var- say, yok-say!!! 04.10.2019 - İstanbul

TANIDIK BİR İHTİMAL

Resim
Sen olmayınca ben maceraları anlamsız bir çocuk gibiyim, Gelmeyince denizlerden dalga sesleri, Bir sismolog gibi kuşkucu, Korku dolu sarsıntılardan... Çocuk kaydıraktan tersten kayamayınca, Kuşkulu... Soruyor kamikazede dönmüşken çocuk, Çok kere, yeniden, yeniden... Alabilir misin onu yeniden, dönme dolabın romantizmine... Çocuk sevmeye gönüllü, Yüzmeye gönüllü deli dalgalara inat... Sevdaya az kalmış görünüyor bal rengi gözlerin... Kısıp duruyorsun gözlerini, Saklarmışçasına kocaman kalbini... Çocukluğumda öğretilen alfabelerle okuyorum seni... Çocuk gibi soruyorum sıkışınca... Cevapları saklamıyorsun yabancılar gibi... Benden oluyorsun, bana bakıyorsun... Öylesine unutmuşken ben tanıdık olmayı, Çok tanıdık bir şarkı söylüyorsun bana... Karadeniz'in deli dalgaları vuruyor kıyıya Ve ben “en son ne zaman bu kadar dürüst olmuştum” diye soruyorum kendime 5 yaşım duruyor karşımda, Kavgaya hazır, Adalet diye bağırıyor... Dürüstlük diye isyan ediyor... Ona öy...

HOKUS POKUS

Resim
Okyanusların dibine varan yolculuklardan, Küçük cinlerin kızıl saçlı ülkesinden, Bozkırlarından Anadolu’nun ve Yamacından Karadeniz’in deli dalgalarının... Çocukluğunun büyülü resimlerinin sergilendiği Louvre’dan, Bir seks sergisi misali Amsterdam’dan, Falezlerinde Tanrı’yı gördüğün Galway’den, Köhne metrosunda kaybolduğun Paris’ten, Anlamsızca herkesin sana selam verdiği Düsseldorf’tan... Yollardan, yolculuklardan, kalışlardan geçtin... Kirli dehlizlerinde aydınlık gördüğün insanlardan, Parlak auralarında karanlık gördüklerine kadar konuştun onlarla... Geçmiş yaşamlara tanıklık ettin, Bir işaret aradın durdun gelecekten... Hiç dinmedi dalgaları ruhunun, Vazgeçemedi kayalara öykünmekten denizin... O yüzden hiç duramadın... Aklın hep yollarda kaldı... Keşiflerin hep yenilere gebe oldu... Belki de Bir Jules Verne yanılgısıydı çocukluktan kalan... Dünyanın merkezine doğru bir çekim... Bir ömür devr-i alem... Tüm o geçmiş ve geleceğin içinde böylesine sevilemezdi y...

DON

Resim
İncitiyorsa seni bu dünya her an, Aklın basmıyorsa hala maskeli baloları... Üstüne üstlük, Olduysan, En büyük müdavimi o balonun... Çıkış da yoktur artık bilirsin... Akıntıya karşı yüzmeyeli olduysa yıllar, Ve aldıysa idealistliğini sömürgenler, Üstelik farketmemişsen bile... Bir el sallayamamışsan Kişot’a, Don’u elinde kalmışsa Yeldeğirmenlerinin... Yazıklar olsun içindeki Cervantes’e... Şu heybetli İstanbul’a bok atarken yıllarca, Öğrendiysen, Yuvarlamayı... Bir başka dilden, Kocaman bir İrlanda tokadıyla... Nedirki derdin zavallı Türkçe algoritmalarla... Değişkenini bilirsin, Şüpheli şahsı hissedersin... Hala nasıl becerirsin İncinmeyi... Ne güzel güldün bugün yine! Ne harika bir çocuktun! Yine nasıl da kaynadın sahteliğe... Seni gidi Bizans tohumu... Haydi şimdi haykır... Yeldeğirmenlerinizi sikmek istemiyorum diye!!! Alkışı Don Kişot yapacak sözü var evrenin... 21.01.2020 - 03:13 - Beyoğlu

DURU'NUN VEDASI

Resim
        Photo Credit - Deviantart -  alexandrelobo   Asırlardır farklılıkları ve uzlaşmazlıklarına rağmen birbirine kopamaz bağlarla sarmalanmış iki kıtanın arasında doğmuştu. Günün beş vakti dört bir yanını sarardı ezan sesleri ve evinin arka sokağından gelen çan seslerine karışırdı. Bir yandan hüzünlü saz sesleri bölerdi sohbetini, diğer tarafta da akordeon eşliğinde gizli bir sevgiliymişçesine valse davet edilirdi şehr-i İstanbul tarafından. Şehir gibiydi kadınlığı da: ne modern ne de geleneksel. Bir eş dost düğününde göbek atıncaya kadar Avrupalı, Chansonlar eşliğinde Cafe de Paris soslu bonfile yiyene kadar Asya’lı. Eyüp Sultan’da adak adarken Müslüman, Beyoğlu’nda Saint Antoine Klisesi’nde mum yakarken bir başka… İstanbulluydu aslında. Kökene gitsen Bizans Rumlarıydı büyük büyük dedeleri. İstanbullu olmak başkaydı özünde. Daha bir modern, daha bir Avrupalı ama insan tek başına kendisi olmayı beceremezdi bu dünyada. Bir şekilde karışır karmaşır...

GECENİN SONU

Resim
Sevgilim sen bilirsin, ben bitirmeyi hiç sevmem; Geceyi, alkolü, sarhoşluğu, romantizmi, abartmayı... Bilirim sevgilim; sen hiç gitmezsin bitirmeden, Son şişeyi, son şarkıyı, son öpücüğü, abartmayı bir de... Gecenin bitirme çanları çaldığında, Uçak birilerini bu topraklara getirdiğinde, O şarkı meselesinin sonuna varamadığımda, Dolaptaki şişeyle bakıştığımızda, En çok da abartasım geldiğinde Masmavi bir ışık doğuyor geceye... Gözlerinden evime süzülen... Şarkı oluyorsun, Şiir oluyorsun, Masal oluyorsun, Rüzgar, deniz, İstanbul Oluyorsun çalıyorsun tüm geceyi... Çalıyorsun düşlerimi Düşmüyorum, Özlemiyorum, Son kadehte masmavi bir şehir oluyorum Şehrin adını sen koyuyorum Sabaha ne kaldı ki... Yine gideceksin İstanbul sensizliğini unutacak! Biraz peri tozu uçurur muydu Geceyi seninle bir sabaha... Biraz düş, Bir şarkı, Bir kadeh daha, Ruhunu ruhuma getirir mi ki? Ruhumda sessiz bir intihardır Büyülü şarkıların eksikl...

YOLCU

Resim
                                      Photo Credit - Passenger  Büyük Britanya’dan bir müzik kulaklarımda, Aşk diyor yavaş gelir, hızlı gider... Şarkıcının adı gibi yolcuyduk biz de aslında! Gökyüzü yakından uzağa doğru ilerlerken, Okyanusun dalgaları denize yenilirken, Rüzgarla sarılmadığım saatler çoğalırken, Ülkesine dönüşmüş bir yazar var şu köşede, Ülkesi gibi aynen; Güçten bahsederken gülümsüyor, Ortalarda yaşamaya çalışıyor, Arada kalmış vatan gibi... Ne doğu, ne batı... Ne mutlu, ne mutsuz... Olmayan paraları savuşturan... Çarçabuk da unutan... Unuttu seni sevdiğini... Unuttu üzerinde güneşin asla batmadığı gülümsemeni... Çoktan yıktı aşka edilen yeminleri... Aldatıldığını iddia edecek yakında, Aşkın huzursuz bir duygu olduğunu bilmese... “Beni kıskanıyorlar” yalanını bile söyler yakında... Böyledir toprağına karışmak! Böyledir bir gökyüzüne sevdalanıpta ...

YILDIZLAR ŞEHRİ

Resim
                                                                     Photo Credit - Vabserk   Avrupa ile Asya’nın ortasında Kadehi zehir dolu bir kadındın sen aslında İstanbul derlerdi adına Karanlıkların aydınlattığı, Işığın altındaysa kararan şehirdin sen! Bizim yıldızlar şehrimiz! En büyük fethimiz, İlham Perimiz. Bir kadındın sen, Uzaktan göreni büyüleyen! Dokunanı görünmez prangalara bağlayan… Kapalı gözlerin ardında Orhan Veli, Aklına gelince koca bir destan Bedri Rahmi… Kadınının gözlerini gecene, kokusunu sana benzetince adam Bak yine geldi Nazım Hikmet… Yahya Kemal, bir tepeden bakmıştı sana, Sevemediği bir köşeni bulamamıştı… Ruhuna benzetti seni Necip Fazıl… Vedat Türkali’nin kavgasının şehri, Oktay Rıfat’ın baharı… Martıların kanadından izlerdi seni Öz...

Zaman

Resim
                                                  Photo Credit - deviantart - natdatnl Şimdi hiçliğinde var olduğum zaman... geçmiş diyorlar.... Geçmemiş olabilir mi? bilmediğim zaman... Dünyayı maviye boyayasım var Maviyi de yağmurla ıslanmış yeşile... Ardından doğan güneş saçların olsun sevgili! Sana elveda demiş olan ruhum için, binbir yağmur yetmezken ben yine maviye düşmenin derdindeyim sevgili... Seni ben yapıp, beni senden çalan tüm bizlerle dans eden ruh henüz çalmadı yıldızlardan aşkın dansını... ve hep dediğim gibi; yine gece... yine bir ben varım... bir de yıldızlar bir de boynu bükük olduğu halde salınan bulutlar... yine gece... yine sen yoksun.. en garibi de sana rağmen gökyüzünde dans eden kırmızı bulutlar... Yine gece oldu ve sabah öykündü yıldızlara... O yüzden geldi seni benden çalma vakti güneşin... 11.10.2013 / Dublin / 01.19