Kayıtlar

deniz etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

KAYALIKLARIN HİKAYESİ

Resim
Tutsak bir denizin, Tutuklu sevdalısı olduğundan beri, Tutsak bir mantığın, Tutuklu uyumlusu olduğundan beri, Martılara özeniyorsun... Zamansız bağırmalarına, Saldırganlıklarına, Uçabilmelerine, Hastasın koca şehri kendilerine uydurmalarına... Kendini biliyorsun... Dönüştüğün kayalığın resmini bile bulursun isteseler... Tutuyorsun, Koruyorsun, Susuyorsun, Savunmuyorsun... Deniz onca kere çarpmışken dalgalarını... Saklamışken duygularını kendinin bile bulamayacağı dehlizlerine, Dolunay özendirmeye devam ederken, Dimdiksin... Kumdan başka bir şey bırakmıyorsun kumsala! Oysaki demişti o çocuk! Uzun uzun anlatmıştı sana dönüşeceğin şeyi Sen hep bildin! O yüzden sessizliğin... Martılara özenişinin sebebi var elbet! Siz hep buradasınız... Deniz, dolunay, kayalıklar... Kayalıklar, deniz ve dolunay... Martı gidiyor bilinmeyene... Sonunu bilsem de giderdime... Martıya öyküneceğine atsana kendini denizlere!!!! Korkun.... Kum olmak mı? İyidir her zaman, Tutun...

TANIDIK BİR İHTİMAL

Resim
Sen olmayınca ben maceraları anlamsız bir çocuk gibiyim, Gelmeyince denizlerden dalga sesleri, Bir sismolog gibi kuşkucu, Korku dolu sarsıntılardan... Çocuk kaydıraktan tersten kayamayınca, Kuşkulu... Soruyor kamikazede dönmüşken çocuk, Çok kere, yeniden, yeniden... Alabilir misin onu yeniden, dönme dolabın romantizmine... Çocuk sevmeye gönüllü, Yüzmeye gönüllü deli dalgalara inat... Sevdaya az kalmış görünüyor bal rengi gözlerin... Kısıp duruyorsun gözlerini, Saklarmışçasına kocaman kalbini... Çocukluğumda öğretilen alfabelerle okuyorum seni... Çocuk gibi soruyorum sıkışınca... Cevapları saklamıyorsun yabancılar gibi... Benden oluyorsun, bana bakıyorsun... Öylesine unutmuşken ben tanıdık olmayı, Çok tanıdık bir şarkı söylüyorsun bana... Karadeniz'in deli dalgaları vuruyor kıyıya Ve ben “en son ne zaman bu kadar dürüst olmuştum” diye soruyorum kendime 5 yaşım duruyor karşımda, Kavgaya hazır, Adalet diye bağırıyor... Dürüstlük diye isyan ediyor... Ona öy...

MAVİDEN DOĞAN ÖYKÜNME

Resim
En çok sana aşinayım özünde... Gözlerinin mavisinde bir karartı, Ulaşılamıyor okyanuslara... Ruhunda bir akrep, Duygularıyla ve dürtüleriyle savaştırıyor insanı, Yine de hiçliğinle beraberiz hep... Her an yok gibiyim, Hep bir şey anlatasın var gibi Giden yok, Anlatan da...  ilk defa bu kadar belirsiz mavi... Döndüğünde karışıktı suları denizin... Çok fazla kahverengiye mavi çaldı gözlerin... Yükseliyor yengeç ruhunda  Ve daha da fazla bulut giriyor araya... Sevilir mi bu gizem diye soruyor asi ruh çoğu zaman, Ve en özel köşesinde biriktiriyor seni... Buradasın evde...  Aniden belirmeni sallamıyor kimse...  Sabah çalan alarma gıcığım bu aralar... Serencebey’de Beyoğlu’nda hep aynı... Koşturuyoruz sürekli...  Sen filmler çekiyorsun, Ben malzeme oluyorum hayatın şapşal film şeridine... Uzun yada kısa metraj fark etmiyor, Sonuna kadar karanlıktan besleniyor herkes... Çok alkollüyken anlattım sana, Gözlerindeki...

SEVGİLİYE

Resim
             Sana şiirler biriktiriyorum içimde. Yolculuklarımı anlatıyorum sessizce, kırgınlıklarımı süpürüyorum seninle, denize bakıyorum gözlerinle, toprağa dokunuyorum ellerinle… Ben hep seninleyim… Kalabalık yalnızlıkların görkemli sanılan uğultularını susturuyorum seninle. Uzun yolculuklarda yüzüme vuran güneş ışığı gülüşünün cazibesini hatırlatıyor bana. Gece yarıları dinlerken uyuyakaldığım müziklerin melodilerinde arıyorum seni ve sen! Her gece sarılıp uyuduğum sen! Sonsuz bir girdap gibi sessizliğimsin, arsız bir sokak fahişesi gibi çığlıklarımsın… Bağırsam da duymuyorsun, sussam da… Dünyanın neresinde yaşadığını bilmeden, hangi lisanın senin olduğunu bilmeden, hangi Tanrı’ya taptığını bilmeden özlediğim sen! Sana gelmek için tüm yollar, sana seslenmek için öğrendiğim diller, sana ulaşmak için edilen tüm dualar… Boşalan şişelerin dibinde senin özlemin var. Dokunulan ellerin coğrafyaları seninkinden soğuk ve özlenen hiçbir şeyin topla...

DENİZLE GÜNEŞ SEVİŞİRSE

Resim
            Bazen insanlar önlerinde iki yol görürler. Kimisi buna çifte standart, kimisi çifte kısmet, kimisi ise zorluk der. Bir terazi vardır ve dengesi ayarlanmamıştır. Bu, yolların karşısında duran için hep zorlayıcı bir faktördür. Kimin olduğunu anımsayamadığım bir şarkı vardı eskiden, “ iki yol, iki kent, iki tutku arasında yoruldu rüzgâr, yoruldu, olmadı, son düşü onda kaldı” Hayatım hep böyle geçti işte benim, iki kentte birden yaşadım ve ayrılsam da, içimde hep iki kenti yaşattım. İki adama böldüm kalbimi, neresinden paylaştırdığımı bilemedim. İki tane ideal belirledim, ortalarında bekledim durdusenelerce. Şimdilerde ise, iki sözcüğün anlamı takıldı aklıma; sevmek ve aşk... Çoğu insan aynı sanar bu iki kelimenin yansımasını, oysaki aşk bambaşkadır, sevgi bambaşka.             Âşıksan hep bir yerlere yetişemeyecekmişsin gibi akar hayat. Durmak, nefes alamamak demektir ve yolun sonuna, göremediğin yerlere...

RUHUMDAN RUHUNA

Resim
Seni ararken kayboldum ben sevgili! Kulağıma gelen sesini takip edip de bulamadım seni… Gözlerin hala dalıyor uzaklara biliyorum. Çünkü o denize bakan gözleri görüyorum. Denizin seni çağırdığı yerde yürüyorum, belki yolun yolumla kesişir diye. Poseidon’dan bir işaret dileniyorum, dalgalar coşar da şiirimi sana ulaştırır diye. Ben aşkı her gün yüreğimde taşıyıp sana uzanamadıkça kaybediyorum.                 Biliyorum kalabalıklar içinde yapayalnızsın. Biliyorum ne kadar konuşsan havada kalıyor diye susuyorsun. Ne kadar dinlesen cezbetmiyor diye umursamıyorsun. Bildiğin tüm hikayeleri denize anlatıyorsun. Öfkeli ruhunu satıyorsun biliyorum. Kirli insanlarla kanatıyorsun yaralarını. Karanlık sokaklarda boşaltıyorsun kinini ve gülen yüzünün ardına saklıyorsun kibrini. Seni sevmesinler diye bütün çaban. Sevip de hep beklediğin eşinden ayırmasınlar diye.          ...

BİR DE SİZ DENEYİN

Resim
Yazmalıydım. Ama nereden ve nasıl başlayacaktım? Kimi nerede ve nasıl anlatacaktım? Yada neyi? Aşkı yaz diyorlar bana! Doğru ya en iyi bildiğimi sandığım şey. Karşılıksızın her türlüsünü anlatabilirim sanırım. Günahlarını, borçlarını, yıkımlarını, rüyalarını… Yazabilirim sanırım… Şu anda benliğimde hissedemesem de yazabilirim… Ama ben yinede başkalarına veriyorum ilk anlatıları. Belki de benimle yaşayan başkalarına.      Bunları yazan ben değilim, o küçük altın kalpli kız. Ne mi diyor? Aşk vücudunun en tenha yerine kadar titremesidir. Saklambaç oynarken ebe olmaktır. Saklananları bulmak kadar heyecanlı. Ama hep biri bulunamadan annem eve çağırır.” Geç oldu artık kızım hadi yat uyu”. Yarın nerde saklandığını sorduğumda hiç söylemez bulamadığım. Ama yinede ben arkadaşlarım ve oyunlarımız olmadan yaşayamam ki! Bazen pikniğe gideriz ufak bir dere geçer ormanın içinden.Akarken üzüntülerimi de alacağını hissederim.Hiç tanıyamadığım doğaya bakar onun kadar sade olabilmeyi...

TANIMLANMAMIŞ

                Seni saklıyorum deniz kenarlarında… Saklı cümlelerde, hiç söylenmemiş sözlerde saklıyorum seni… Anladım ki kaçsan da kovalarmış aşk. Bunca kaçıştan sonra anladım ki yürek kimi seçmişse ona varırmış yeniden ve yeniden… Karışmazmış beyin yüreğin işine. O gidermiş inatla kendine benzettiğinin yanına, ruhunu tamamlayanın sofrasına…                 Yüreğimde eksik ve en güzel dizesi henüz yazılmamış bir şiire benziyorsun sevgilim… Ne kadar sussam o kadar derinleşen, konuştukça melodilerle süslenen bir tamamlansa benzeri olamayacak eşsiz bir şiir kadar güzelsin…                 Senli cümlelerin boşluklarını dolduramıyorum. Senden uzaklara kaçarken bilmeden hep aynı durakta duruyorum. Gözlerimi kapayıp Tanrı’ya sessizce sorular soruyorum. Bu sevdayla nereye...

DENİZDEN UZAK DÜNYALARIN SİSİNE

Resim
Hayata dair büyük heyecan duyduğum zamanlardan yazıyorum bu yazıyı sana… Tutkuların düşlerde gerçeğe döndüğü zamanlardan… Bir denizin ruhundan mavi bir düşün anısına yazıyorum… Bu yazıyı ruhuma yolluyorum… Seni özlemişim sislerle çevrili adam… Yıllar önce kalabalık yalnızlıklardan kaçtığım yerdi senin düşün… Ruhuma ruhunla sarılmış bir masaldı. Hiçbir kalemin yazamayacağı kadar yakın, hiçbir ağızdan çıkamayacak kadar sihirli… Buralardaymışsın, gelmişsin… Beni görmüşsün… “Çok uzak gitme” dediğim günden bugüne tam 7 sene geçmiş… Gerçek olmuşsun… Sakladığım yazıları açmışım bir gece vakti ansızın… Ne kadar da çok unutmuşum seni… Ne kadar da çok eskimişiz biz… Her şeyimi biliyorsun… Kızdığımı, üzüldüğümü, gülümsediğimi ben söylemeden biliyorsun… Onlarca sene olan her şeyi hiç konuşmadan izlemişsin… Bu kadar yakınken bu kadar uzak nasıl olunur? Nasıl böyle olmuşuz? Gözümün önünde bir deniz… Yanımda sen… Hayatı düşünüyorum… Ne kadar da enteresan, büyülü, gizemli… Ben düşünürken sen sö...