Kayıtlar

ÖLDÜR SEVDİĞİNİ DURMA

Resim
Ne demişti İrlandalı şair Mr. Wilde “Herkes öldürür sevdiğini” Öldürdük bizde birçok kere Sevgi nerde peki? Kaldı romanın ayraca takılan köşesinde… Bir de; Romantik kadının acılı kalbinde, Hovarda adamın çoktan unuttuğu ilk aşkında, Paradan önce, çocukluktan bir sonra… Dinden, dilden, ırktan önce… Sevgi mi? Öldürürüz biz sevdiklerimizi… Tutmuyor yoğurt gölde Niyet mayası göle uymuyor… Hey koca Nasreddin! “Ya tutarsa” dedin diye oldu hepsi! Yürek katili bir ülkenin çocuklarıydık biz Rakı masasında öldürürdük sevgililerimizi Şiirleri paket yapıp sarmalardık şatafatlı hatalarımıza Sonra bir gün uyandık Baktık sevdiklerimizi öldürmek yetmemiş Sokakları öldürdük, Kuşları, ağaçları, gazetecileri, aydınları Öldürdük… Yetmedi… Katil aradık… Oysa dememiş miydi şair; “Herkes öldürür sevdiğini” Biz vatanı sevdik diye Bıçakla oya oya öldürdük... Vallahi billahi sevdiğimizden! Onu sevmezsek Allah’ı seviyoruz! Ya Allah Bismillah Al...

18 YAŞINDAN BÜYÜKLERE

Resim
Bir bomba düşer uzakta ki ülkeme Kandan bir denize döner sokakları başkentin Alışmaktan korkar insanlarım… Sevmeye korkarlar birbirlerini… Sonra bir rugby akşamında bulurum kendimi Doğru ya ben küçük kırmızı mitolojik cinlerin şanslı ülkesindeyim… En büyük derdi “siktiğimin yağmuru” bu ülkenin… Bir de her yere doluşan yabancılar… Bir orospu yağmur yağar geceye ardından Kaybederim vatanperverliğimi “Yaşasın” diye bağırırken maçın heyecanıyla… Masada İskoç dostum var yine, Bir Türk’le yapamadık bu sohbetleri… Kayboluruz spiritüalizmin dipsiz kuyularında Araya girer İngiliz “Gitme sen buraya aitsin” diye… Aklımda eski sevgilinin Büyük Britanya’dan çalınmış lacivert gözleri, Bir de İrlandalı Getto sohbetleri… Bu bar değil miydi hayatımın en harika akşamını geçirdiğim? Şimdi bir İskoç, bir Türk, bir İngiliz bizim olmayan bir maça kadeh kaldırdık… O akşamı da çalmıştık düşlerden zaten Çalıntı bar burası O’Neills derler… Çok sikik şekilde sıkıc...

KARA GECEDEN GECEYE

Yine ordasın, denizin yakamozla buluştuğu yerde Taşınmalar, vazgeçmeler, büyümeler… Hiçbir şey alamayacak seni oradan değil mi? Çok aykırı bir geceye öykünüyor elindeki içki Fazla şiirsel, çok fazla düşsel, bir o kadar da arsız… Ordaydık bir zamanlar Boğazın Karadeniz’e baktığı yerde Kendi doğrularımızla şu manasız insanlığa savaş açtığımız yerde Kalbimizin sol yanından çıkardı şarkılar Biz bu dünyayı en çok sol yanından severdik… Biz bu ülkeyi düşledik                Herkes gülerken…                               Farklı renklerden farklı sesler çıkarken                                  ...

AŞKLARIN EN GÜZELİ OLSAN BİLE

Bir masala düşmek ister ya yürek Kuzey rüzgarlarına kapıldı aniden… Öyle sertmiş ki kuzeyde rüzgar Doğu kaybetmiş gizemini… Gökyüzü göründüğü gibi olmak ister asırlardır Değil! Ne yazık ki gören gözü engel… Bu yağmurlu ve rüzgarlı Dublin sokakları konuşur benle sevgili! Görkemli İstanbul’dan çok konuşur hem de… Daha bir asil, daha bir doğrucu… Ruhumun bir bağı var kuzeyle görünmez Ağaçlar konuşur, yağmurlar konuşur Seninle gittiğim tüm barlar konuşur… Gökyüzü hep böyledir Sanarlar ki her şeyini anlatır, gösterir… Kendisi bile bilmez ki anlatmadıklarını… Bende unuttuğun saatine dokunuyorum günlerdir… Daha gitmiş olmadığını biliyorum… Eşyaların duruyor odamda… Bir de seni düşünerek alınmış olanlar… Her şey bakıyor bana uzaktan… “Yine mi” diyor melekler uzaktan “Yine mi gitmek olacak yolun”… Bilmiyorum… O kadar eşsiz bir ruhum var ki benim Sen görmeden görür Sen düşünmeden düşünür Sevdiği kadar çok hisseder Gitmeye tutkundur...

AKROSTİŞİ YOK BU HİKÂYENİN

Resim
Tekerrüründen yorulduğum hayat! Kalbimi veriyorum yalancı rüzgârlarına. Bir esiyor, bir yüz beliriveriyor başucumda ve tüm hayatım flashbacklerle bana geri dönüyor. Bir yüz, Karadeniz kenarında yüreği büyük bir çocuğa döndürüyor beni… Tam kayalıklara özenmeyi bırakmışken yıldızlarına küsmüş dolunaya dönüyor ruhum… Ey sevgili! İrlanda adasında bir Karadeniz rüzgârına düşürdün beni, oturdum cennet kayalıklarıma tam orada bıraktığım deli çocuğa sarılıyorum. Fütursuz, kuralsız, vahşi prenses bekliyor tam orada ve kendine dönmeyi bekliyor sessizce haykırarak. Yine aynı yerdeyim gülerek kavga ediyorum. Boğaz’a gidiyorum adını akrostişle yazamayacağım bir hikâyede ve İstanbul kadar görkemli bir şekilde kayboluyoruz gecenin hiçliğinde. Sana, senlere, bana, benlere gidiyorum aniden… Aynı hikâye bir başka yüzle çocukluğuma sarılıyor. Bir kere daha! Haydi, Tanrım durma yine yap, bakalım daha ne kadar dağılabilir bu çocuk! Çok geceler geçti çocukluğumun son günlerinin ardından ama ben hep o...

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

Resim
Bir varmış bir yokmuş Aşk mor dağların ardına saklanmadan önceymiş Önceymiş ironik kelepçelerden Denizden maviler koyarmış kadın sepetine Bir varmış bir yokmuş Şimdi bir bavul bekler soğuk bir evin köşesinde Aşkı İstanbul’a küskün, Sevgiliden arta kalmış boş sigara paketi cebinde Paket ki boş,  atmaktan ötesini yapmayan kalbi gibi… Bir şehir var derler uzakta Sevdalılarını zehirlermiş O zehri içen önce öğrenirmiş Derinden yaşamayı tüm duyguları Sonra da kara sedasında kıvranırmış şehrin… Şehr-i İstanbul derler adına Var hala binlerce sevdalısı… Şimdi bir evde kadın, Sakinlerinin ruhuyla karanlık Dublin’in karanlık ve ıslak sokakları gibi… Yine de sever Dublin şehrini… Sevdalısı olmasa bile… Burada periler yaşar derler, Onları kovalar sarhoş soğuk gecelerde… Derler ki herkes dertliymiş bin yılların Çok dinli, çok dilli şehrinden… Aşıklarını vermiş Müslüman bir hokkabazın eline. Derler ki geceler bitmez olmuş hüzünden...

ARSIZ

Resim
Sanata düştüm Ar damarı çatlamış kelimeleri seviştiriyorum Böyle utanması bol bir ülkeye inat! Edebiyat pornosu yaptım deyip Utancından cehalet taşları topluyorum Temiz anlamlar sakladım Kirli cümlelerime… Leyleklerden üremiş bir nesli İnsana dönüştürerek Tüketmek istiyorum ruhumu İşte böyle sessiz bir gecede Ruhum intiharda Cehaletinden bir toplumun… Yasak kelimelerle seksek oynanan bir sokakta Mecazını sevdiğim edebiyatı sektiriyorum. Adı gibi modern olan şairin Baş ağrılarında romantizm saklanıyor. Hey romantizm sana sesleniyorum! Gel al mumuna sevdalanmış kadınları etrafımdan Spritüel bir martı uçtu içimden Onların fark etmedikleri çığlıklarında… Kapitalistin dünyasında aşk da vardı dimi? Orada güzellik ve para eş değer… Para akın akın satın aldı diğerini. Kadehimde sallanan bir çay poşeti gibi Kadınlar… Alkol olduklarını anlayana kadar kendilerini çay poşeti sanacak olan Kadınlar… Çok bohem bir Dublin gecesi Gelecek olan sabaha inat! Hiçbir şey kanatmadı yüreğimi Hemcinslerimin o...