Kayıtlar

"Hal"ler

Sessizliğe dayandı gözler ve kulaklar… Yedi günler bekledi kayboluşundan doğmanı. Sessizliklerle seviştirdiği düşlerinde beklemez olur eller artık ellerini. Ey sevgili! Ben her gelen gemiye sensin diye el sallar oldum… Ayaklarımı suya değdirir değdirmez yüzünün görünmezliğinden kaçar oldum. Kaçar adım çok sevdiğim dalgalardan kumsallara… Geriye doğru adımlar, kumların hiç sevmediğim kızgın tenine doğru… Gürültümü çalan sessizliklerim var benim bilir misin? İçimdeki orkestranın uykudan uyandırmak istercesine gürültüyle dağıtmaya çalıştığı sessizliklerim var benim. “Sen”sizlikleri hiç sevmeyen kalbimin “sessizlik”lerine baş kaldırışıdır içimdeki… En kötüsü de “o” olmadığını bildiğim “sen” lere ağlamaklı olma halidir... “O” olmadığını bilemeyen “sen” lerin susarak ruhlarını yüceltme çabasına seyirci kalmak zorunda olma durumudur. “Haller”… Ruh halleri, kalp halleri, kaburga kemiklerinin ve iki bacak arasının içine sıkıştırmayı becerdiğimiz hayatımızın halleri… Haller “sen” in ablat...

DENİZDEN UZAK DÜNYALARIN SİSİNE

Resim
Hayata dair büyük heyecan duyduğum zamanlardan yazıyorum bu yazıyı sana… Tutkuların düşlerde gerçeğe döndüğü zamanlardan… Bir denizin ruhundan mavi bir düşün anısına yazıyorum… Bu yazıyı ruhuma yolluyorum… Seni özlemişim sislerle çevrili adam… Yıllar önce kalabalık yalnızlıklardan kaçtığım yerdi senin düşün… Ruhuma ruhunla sarılmış bir masaldı. Hiçbir kalemin yazamayacağı kadar yakın, hiçbir ağızdan çıkamayacak kadar sihirli… Buralardaymışsın, gelmişsin… Beni görmüşsün… “Çok uzak gitme” dediğim günden bugüne tam 7 sene geçmiş… Gerçek olmuşsun… Sakladığım yazıları açmışım bir gece vakti ansızın… Ne kadar da çok unutmuşum seni… Ne kadar da çok eskimişiz biz… Her şeyimi biliyorsun… Kızdığımı, üzüldüğümü, gülümsediğimi ben söylemeden biliyorsun… Onlarca sene olan her şeyi hiç konuşmadan izlemişsin… Bu kadar yakınken bu kadar uzak nasıl olunur? Nasıl böyle olmuşuz? Gözümün önünde bir deniz… Yanımda sen… Hayatı düşünüyorum… Ne kadar da enteresan, büyülü, gizemli… Ben düşünürken sen sö...

GİTMEK ARZUSU

Resim
Bazen şaşırırsın yolunu… Son gücünle gitmek isterken burada kalırsın, buralılaşırsın… Bazen olmak istemediğin bir yerde unutulmak istenen bir zamanda onun gidişini kanatırsın… O gitmiştir… Önemsemediğini haykırmışsındır bütün dünyaya… Söylemezsin kimselere onun giderken senden neler götürdüğünü… Baktığın her yerde onun yüzünü gördüğünü söylemezsin kimselere… Yaralı ruhun saldırıya geçer hovarda akşamlarda… Uzaklaşmaya çalıştıkça yakınlaşırsın aslında ona… Hangi merhemi sürsen kapanmaz bu yara… Durmadan kanar… Seni sessizleştirene kadar acıtmaya devam eder… Senden cümlelerini alacaktır ileriki bir tarihte… Senden düşlerini çalacaktır gelecek günlerde… Gitmek gerek bu şehirden… Kaybolmak gerek… Özgürleşmek gerek… İsyanım sana değil hayata! Bir türlü akışını değiştiremediğim denize! Adını akrostişle yazamadığım sevgiliye! İsyanım ne yapsan bu bataklıkta bir adım ileriye gidememeye! Doğru söyledin Kavafis! “Bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet” ama mümkün müdür peşinden getirm...

SESİNLE UYUDUM

Sesini duydum… Sonra sesinle uyudum… Sustuk beraber… Yabancı değildim buna hep susmuştuk zaten… Sadece bakmıştık birbirimize yıllardır tanışıyormuş gibi… Bakmıştık bir ömre yeter gibi… Dün gece yine sana döndüm sevgili… Yanlış yola sapmışım yine seninle buldum çıkışı sevgili… Sana “elveda” dediğimi sanmıştım oysa yine yapamamışım sevgili… Gidememişim kibirli gülüşünden uzaklara… Gidememişim sesinden daha yakın bir melodiye… Gidememişim senden daha büyülü bir hayale… Şimdi nerdesin? Ne yapıyorsun? Bilmiyorum… Tek bildiğim hiçbir suretin sana benzemediği… Cesaret sandıkları şeyin senin sahip olduğunun yarısı bile olmadığı… Sana veda edememiştim sevgili! Sana son sözümü hiç söyleyememiştim… Sen de söylemedin ya ondan belki bu kadar suskun kaldım bunca yıldır… Şimdi söyleyeceğim seni ne kadar çok sevdiğimi… Seni o kadar çok sevdim ki ben sevgili, her gittiğim yerden sen diye döndüm… Sana varırım sandım yanıldım… Hep aynı sokağa çıktı yollarım… Hep aynı anıda uyandı… Sana “gitt...

KELEBEK

Resim
"Beni ne kadar sevebilirsin" diye soruyorsun sevgili! Saklıyorum senden sevmelerimi… "Topraklar yağmurları ne kadar çok severse o kadar sevebilirim" demiyorum sana… "Kardelenin güneşi sevdiği kadar" demiyorum… Çünkü merak ediyorum sen beni ne kadar çok sevebilirsin diye? Yağmursuz kalmış toprakların çatlamış yüzeyleri gibi depremler oluyor yüreğimde… Martılara soruyorum kanatlarından yollarlar mı bana diye? Hareketsiz kaldım ya yüzyıl uyumak istiyorum masaldaki prenses gibi… Belki uyandırırsın diye beklemek geliyor içimden… Odama bir kelebek giriyor… İsmini beraber “sen” koyuyoruz… Merak ediyorum onun kadar kısa ömürlü müsün? Yoksa onun gibi ömrünün tüm kalan saatlerini benimle beraber geçirmek için mi geldin? Kelebekle yapayalnızız odada güneş sızmaya başlıyor pencerelerden ve gözlerim dalıyor uzaklara… Bildiğim bütün şiirleri düşünüyorum, düşlediğim bütün kokuları… Hangisine benzersin? Hiç birine koyamıyorum seni… Bazen hep bildiğim ve daima sevdiği...

AŞK HAYAT DOĞA İNSANLIK VE DÜŞLERE DAİR

Resim
Kolay yaşıyoruz kolay! Kazanmak kolay, kaybetmek kolay! Oysa kazanmalar da kaybetmeler de zor olsun isterdik. Dünyadaki nadide şeyleriz her birimiz aslında. Benzerimizi bulmak istedik, sıfatlar yükledik ama bakmayı hiç beceremedik o çiçeklere, koklayamadık ömür boyu unutmamacasına. O unutulmaz çiçeklerin az rastlanır kokularını en güzel esansa çevirip bedenimizde taşıyamadık. Yani sevmeyi bilemedik ki sevilmeye koşalım… Sevmek görebilmektir çoğu zaman. En sevmediğin kıyafeti ona yakıştırabilmektir. Başkası söylese hoşlanmayacağın şeyleri bile sırf o söyledi diye sevebilmektir. Dönüşüp karışmaktır bir başka ruhla… Bir kitabın satır arasında rastlayabilmektir ona ait bir şeylere. Bazen saklamaktır beraber içtiğin bir sigaranın paketini; sanki başka yerde hiç yokmuş gibi. Cebinde beş kuruşun olmasa bile heyecanla sokaklara düşebilmek ve ne yaptığını önemsememektir… Beraber yenmiş bir simiti dünyanın en güzel yemeği sayabilmektir. Biraz da güvenmektir sevmek. Yüreğinde ona ait bir şeyle...

BENİM MASALIM

Resim
Ben hep Kaf Dağları’nın ardını merak ettim sevgili! Ben hep masallarda ki gibi bir hayata eşlik etmek istedim. İyilerin hep kazandığı, kötülerin mutlak kayıplara uğradığı ve mucizelerin gerçek olduğu bir Dünya’da kendi prensimi aradım durdum. O yolda ilerlerken bile bile göz yumdum insanların beni kandırmasına… Elimde bir sihirli değnek var sandım, “değiştirebilirim” dedim… Denizleri isimlendirdim, rüzgarlara seslendim, güneşe küstüm, dolunaya dönüştüm… Çok yol yürüdüm ve sihirli değneğimin çalışmamasına alıştım… Kayalıkların hayata küskünlüğünden, denizin hoyrat hallerinden, gecenin yalan yüzlü yıldızlarından, dolunayın vazgeçmişliğinden o kadar sıkıldım ki esmek istedim… Her yanı yakıp, yıkıp gidip esmeye gücüm olsun istedim… Hepsinin ardından güneşi hatırladım… Yağmurların peşi sıra gökkuşaklarına hükmeden güneşi anımsadım… Yakıp kavuran, her zaman gerçekleri gösteren, ışığıyla gözleri kamaştıran güneşe dokunmaya cesaretim var mıydı benim? Şimdi gözlerimi kapadım güneşe doğru y...