Kayıtlar

KALP SOYUNURSA

Resim
Aşka yalınayak koşma mevsiminde rastladım yüzüne. Mevsimlere giyinmiş kalplerimiz vardı; hüzünlü, heyecanlı, donuk ve aceleciydiler… Sustuk, giyindiklerimizi unutup soyunmaya kalktık… Başardık da… Aşka yürümeyi başardık. Acı verenleri düşünmedik, sorumlulukları umursamadık… Yürüdük sadece… Biliyorduk sorgusuz olmak gerekirdi böyle apansız anlarda… Çocuk olduk ve sevdik sokaklarda seksek oynamayı… Aşk kıyafetler giyecek şimdi… Kalbim unutmuş çabuk büyünmesi gerektiğini… Çocukça olan her şey birikmiş içimde meğer… Kıskanırmışım, kızarmışım, haykırmak istermişim meğer… Oysaki giyinikti benim kalbim… Acılarla giyinmişti ve vazgeçmişliklerle sarmalanmıştı. Umutsuz ve değiştirilemez bir oyun vaktini gösteriyordu yelkovan çokça zamandır… Seni sevdiğimi kızdığımda anladım… Seni sevdiğimi kıskandığımda anladım… Seni sevdiğimi susmaktan sıkıldığımda anladım… Başkası olsa anlardı gülümserken, anlardı yakan topta ebe olmuş koşarken… Anlardı bir başkası, seni sevdiğini, seni özlerken… Ama ben ...

HEM KİTAP HEM RESİM SEVER KOLEKSİYONERLERE EKSLİBRİS

Resim
Benim her şeyim kendime özeldir, beni yansıtır diyenlerden misiniz? Öyleyse şimdi tamda sizin ilginizi çekecek bir konudan bahsetmek için Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik Bölümü ve İstanbul Ekslibris Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasip Pektaş ile bir söyleşi yaptık. Almak başka, saklamak başka… Kimileri kitapları alır, okur ve dağıtır. Kimileriyse benim gibi okumasa bile kitabı kütüphanesinde görmekten hoşlanır. Hep derim ya sanat hayattır, edebiyat da aşktır. İşte şimdi size söyleyeceğim kelime ile sizde edebi aşkınıza sanat ekleyerek hayat verebilirsiniz. Hani bazıları kitaplarını ilk aldıklarında ön sayfasını açarlar ve onun kendilerine aitliğini belirtmek adına üzerine aldıkları tarihi ve isimlerini yazarak onu imzalarlar ya tam da böyle bir şey EKSLİBRİS. Kitabın içine sanatsal bir dokunuş katarak onu kişiye özel hale getiren çok özel bir sanat dalı. 1450’li yıllarda Avrupa’da doğmuş. Zamanın devlet adamlarından, din adamlarına tüm sayılı kişilere el yazması b...

RUHANİ AŞK

Resim
"Gerçekten de, asla hatırlayamayacağınız kadar uzun bir süre önce, günün birinde evrenin bir köşesinde buluşmaya dair verilmiş bir söz vardır" Brian L Weiss - Eş Ruhların Dansı Onu gördüğümde dünya durmuştu. Gözleri gözlerime değdi ve bildiğim her şey anlamını yitirdi. Hiç tanımadığım birine, hiç olmadık bir yerde, görür görmez âşık olmuştum. Öyle bir aşktı ki bu bir daha asla gelmedi. Bir daha asla ellerimi gökyüzüne değdirmeyi beceremedim. Yıllar yılları kovalarken içime giren bu virüs gibi şeyi bir türlü atamıyordum. Hangi hikâyeden çıkarsam çıkayım onu görür görmez aynı enteresan ürperme duygusuyla tabir-i caizse ruhumu kaybediyordum. Peki ya neydi bu? Tamam, genelde kullanılan ismi aşktı ama bunda hastalıklı bir yan vardı… Hiç tükenmeyen, her seferinde kendini yenileyen, hiç görmeden de hatırlanabilen, sanki çok öncelerden beri varmış gibi hissettiren bu enteresan duyguyu çok fazla düşündüm. Onu tanımlayamaz hale geldim. Hissettiğim şeyin bir örneğini daha görmemiştim...

SANA DAİR

Kısacık bir zamandı oysa, ama sandım ki aylar, yıllar geçmişti… Hiç bitmeyen günlerdi, sanki hiçbir engel yokmuş gibi… Özlemekti adı, nefes alamıyormuş gibi… Unutulmuş gülümsemelerden örülü, çocukluğumuzun maceraları gibi heyecanlı… Her gün yeniden ve yeniden baştan başlayacakmış gibi… Sanki dünya durmuş, bütün sorunlar bitmiş, böyle gidebilirmiş gibi… Sen gibi ve ben gibi… Hesapsız ve çıkarsız… Biraz da sorgusuz… Ey sevgili! Sen benim özlediğim çocukluğum gibisin… Sen içimde susan o deliliği konuşturan bir cambaz gibisin… Hoyratlığına imrendiğim, duygusallığıyla gözyaşlarına büründüğümsün… Hep varmış gibisin… Hiç gitmeyecek gibi sarıldığımsın… Şimdi eksik biraz şarkılar… Yarım kaldı kadehler… Şimdi yastığın biri boş… Farkında mısın yağmur da yağmıyor bu aralar… Geceler bitmek bilmiyor… Hayaller yarım… Sessizliği şarkılar, şiirler bozuyor… Hiç hesapsız, hiç korkusuz, biraz delice bir şeydi bu… Saklamadan, utanmadan, arsızca bir çığlıktı bu… Çocuktuk, aniden büyüdük, sihirli değn...

SANAT HAYATSA EDEBİYAT DA AŞKTIR

Resim
Şimdi elinizde tuttuğunuz sayfaya bir daha bakın. Her şey sanallaşmışken ne güzel değil mi bu sayfanın kokusunu duymak, dokusunu hissetmek. Çok büyük bir şey yapıyorsunuz. Çünkü sayfalara dokunuyorsunuz, gerçekten var olduğuna emin olduğunuz bir yazarı okuyorsunuz. Size Bosphorus Sanat Gazetesi’nde ki ilk yazımda böyle “merhaba” demek istedim. Her şey sanallaşmışken yüreğinize dokunmak istedim. Özlemlerinize, sevgilerinize, beklentilerinize… Ulaşabildiğim ve bir zamanlar var olduğunu kesinlikle bildiğim bir şeylere dokunmak istedim bu gazetenin sayfalarından. Bir zamanlar büyük masalar etrafında toplanırdı dostlar, uzun soluklu sohbetlere meze olurdu yemekler. Özlemler buluşmalarla giderilirdi. Gazeteyi eline almadan başlamayan günün bir anlamı olurdu. Gazeteyi almaya gitmek demek sabah güneşini görmek demekti… Bir komşuya selam vermek demekti… Gözünü açar açmaz tuşlara değmezdi eller… İnsanların daha çok vakti vardı gülümsemeye, yürümeye, sevmeye… Kısacası yaşamaya daha çok zamanımı...

"Hal"ler

Sessizliğe dayandı gözler ve kulaklar… Yedi günler bekledi kayboluşundan doğmanı. Sessizliklerle seviştirdiği düşlerinde beklemez olur eller artık ellerini. Ey sevgili! Ben her gelen gemiye sensin diye el sallar oldum… Ayaklarımı suya değdirir değdirmez yüzünün görünmezliğinden kaçar oldum. Kaçar adım çok sevdiğim dalgalardan kumsallara… Geriye doğru adımlar, kumların hiç sevmediğim kızgın tenine doğru… Gürültümü çalan sessizliklerim var benim bilir misin? İçimdeki orkestranın uykudan uyandırmak istercesine gürültüyle dağıtmaya çalıştığı sessizliklerim var benim. “Sen”sizlikleri hiç sevmeyen kalbimin “sessizlik”lerine baş kaldırışıdır içimdeki… En kötüsü de “o” olmadığını bildiğim “sen” lere ağlamaklı olma halidir... “O” olmadığını bilemeyen “sen” lerin susarak ruhlarını yüceltme çabasına seyirci kalmak zorunda olma durumudur. “Haller”… Ruh halleri, kalp halleri, kaburga kemiklerinin ve iki bacak arasının içine sıkıştırmayı becerdiğimiz hayatımızın halleri… Haller “sen” in ablat...

DENİZDEN UZAK DÜNYALARIN SİSİNE

Resim
Hayata dair büyük heyecan duyduğum zamanlardan yazıyorum bu yazıyı sana… Tutkuların düşlerde gerçeğe döndüğü zamanlardan… Bir denizin ruhundan mavi bir düşün anısına yazıyorum… Bu yazıyı ruhuma yolluyorum… Seni özlemişim sislerle çevrili adam… Yıllar önce kalabalık yalnızlıklardan kaçtığım yerdi senin düşün… Ruhuma ruhunla sarılmış bir masaldı. Hiçbir kalemin yazamayacağı kadar yakın, hiçbir ağızdan çıkamayacak kadar sihirli… Buralardaymışsın, gelmişsin… Beni görmüşsün… “Çok uzak gitme” dediğim günden bugüne tam 7 sene geçmiş… Gerçek olmuşsun… Sakladığım yazıları açmışım bir gece vakti ansızın… Ne kadar da çok unutmuşum seni… Ne kadar da çok eskimişiz biz… Her şeyimi biliyorsun… Kızdığımı, üzüldüğümü, gülümsediğimi ben söylemeden biliyorsun… Onlarca sene olan her şeyi hiç konuşmadan izlemişsin… Bu kadar yakınken bu kadar uzak nasıl olunur? Nasıl böyle olmuşuz? Gözümün önünde bir deniz… Yanımda sen… Hayatı düşünüyorum… Ne kadar da enteresan, büyülü, gizemli… Ben düşünürken sen sö...