Kayıtlar

MAVİ

Resim
Aslında her şey birisinin gözlerinde gördüğün ışıkla başlar, ardından dünyanın şiirini yeniden yazabileceğini sanırsın ama nafile sonunda hep biraz daha fazla zırh kalır üstünde. Fazla sevmemek için bir tane… Yara almamak için bir tane… Düşmemek için, üşümemek için, gülebilmek için birer tane daha… Yıllar böyle gelip geçer aslında. Sen o şanslı eli oynayanlardan değilsindir. Kendin olmak için çıktığın yolda aslını ararken bulursun ruhunu bir anda. Şimdi zar atma zamanıdır. Daha çok gülümsemek için bir zar, sevebilmek için iki zar. Şans ya bu, belki 6- 6 düşer bir yerlerden.  Aşk, son zamanlarda nadir bulunan bir gece elbisesini giyecek bir yer bulmak gibi. Elbiseyi bulmak zor, giyecek doğru etkinliği bulmak ondan da zor. Şatafatlı bir şey seçtin yine, hangi davet istediğin dansı yaptıracak sana? Oysa sen 1960’lı yılların bir Fransız akşamında Edith Piaf dinlerken dans etmeyi hayal ediyordun. Gerçek her zaman farklı değil mi hayallerinden? Yine vakitlerden gece, müzikler...

SANA

Sana aşık oldum sanıyorsun değil mi? Aşk! Hani şu insanı başka diyarların varlığına inandıran aşk! Yanılıyorsun! Ben senin hiç bilmediğin coğrafyalarda Bir çift yeşil göz uğruna canımı vermeye hazır günlerden geldim. Bir hastane odasında adını sayıkladığım bir adamın yokluğundan doğdum… Yeşil gözlerinden uçsuz bucaksız vadilere varırım sandığım Bir şiirle karıştırdım aşkı… Ben ilk öpücüğümü komadan uyandığım bir sabah vakti öldürdüm. O günden beri sevmem gündüz vaktini. Aşk! Karadenizin kıyısında Deli bir dalga olup Yüreğime yeniden vurduğunda Nefessiz kaldım. Sen beraber içilmiş bir sigara paketini 5 yıl saklamak nedir bilir misin? İşte ben aşkı öyle derin bir kuyuda bıraktım. “Beni hiç okumayacak” olan eşruh için bin satır eskittim. Şimdi diyorsun ki “İstesem olurdu” İstesen olmazdı… İstesem olurdu… Sorsana bir daha aşka düşmek isteyen oldu mu? 14.03.2013 / 03:19

3 KADIN 2 ERKEK

Ben hep kalabalıktım, kalabalıkta kimsesiz bir ruh gibiydim… Çok severdim çevremi, Bir çiçeğin toprağa bağımlılığı gibi. Susuz yaşardım, yağmursuz yaşardım, onlarsız olmazdı… 5 kişiydik 1 evde. 5 kişi, kendi karanlığında… Marjinal gecelere günler doğururduk, kuralı bizim başucumuzda saklı… Beraber uyurduk Dostluğa yeni şiirler yazma derdimiz vardı Kimse tutunamaz, kimse barınamazdı… Sorsan bizi bizden fazla kimse anlayamazdı. Fırtına gibi günler… Kural tanımaz… Önüne kim çıksa sallamaz… Dağıldık. Hakan Günday’ın Piç kitabı gibi dağıldık… Ya bir sevgiliye koştuk ya da büyümeye… Dört duvar arasında olanlar, bizimle sonsuza gidemezdi biliyorduk O günden beri kısır benim sevmelerim… O günlerde uğruna şiirler yazılan bir can dost, kanı kanımdan bir kardeş, Gizli saklı bir sevgili, söylenenden çok sevilmiş bir dost kaybettim ben… Uyanıksam o sene, bir daha hep uyudum. Uyuyor idiysem bir daha hep uyanıktım… Sonra sokaklara ...

BUL BENİ İSTANBUL

Resim
Oysa konuşurduk biz seninle; sabah ezanında bitmemecesine, gündüze geceyi değişircesine konuşurduk, ölenler ölene, kalanlar tükenene dek… Ondandır saklayışım, son sigarayı, son şarkıyı, sabaha karışıp dağılmış o anıyı… İki kişilik yalnızlıklardan Tek kişilik sensizliklere boğduğum boğaz hala neden vurmaz sularını kıyılara? Şiirimi kaçtı gecenin? Seni mi kaçtı yüreğimin? O ağaç hatırlamaz mı koynunda sakladığım melodiyi? Biz daha çocuk denecek yaşlardayken, gecenin sarp kuyulara dalışını gördük oysaki… Melankolinin melun bir masumiyete sarıldığına şahit olduk… Sisli gözlerle geçmişe ağladık, geçmişin henüz geçmemiş olduğunu bilmeksizin. ve biz kalabalık yalnızlıklarda " yalnızım" diye bağırırken kalbimize görünmez hançerler sapladık. Şimdi suskunlukları susatma vaktidir. Şimdi devlerin masallarda kalma vaktidir. Yarın geliyor, şimdinin koynuna sarıla sarıla… Aşk gitti, dünün bıçağıyla kıvrana kıvrana… Bugün viskim İstanbu...

AŞKSIZ

Resim
Rönesans zamanı hep söylediğim, unuttum sandığımda Neverland’da bulduğum bir melodi gibiydin aşk… İstanbul sokaklarında gezerken Paris’te Sein nehrinin kenarında okunmuş bir şiir gibiydin… Geceleri sihirli değneğiyle büyüleyen bir büyücü gibi, gündüzlere ışıktan elbiseler giydiren bir modacı gibi, kalbi simya ile altına çeviren bir simyacı gibiydin… Seni nerede kaybettiysem, orada kendimi arıyorum şimdilerde… Eski bir şiirde, melodisi güçlü bir şarkıda, başka bir dilde, rüya diyarlarında kendimden bir parça arıyorum. İnsanlara hayali elbiseler giydiriyorum. Bir çocuk “Kral Çıplak” diye bağırana kadar mutlu olacağım bir dünya yarattım kendime. Kırmızı ojeler sürdüm aşka gidemeyen ayaklarıma isyan edercesine. Seni bulup da kaybetmemi sağlayan her sokak taşına bir şiir bırakıp kayboldum sandım, arkama işaret bıraktığımı bile bile. Ağlamadım, susamadım, kayalıklara öykündüm denize inat.   Güne küstüm, yazıya küstüm, güçsüzlüğüme küstüm de inadına gülümsedim. Gökyüzüne b...

DENİZLE GÜNEŞ SEVİŞİRSE

Resim
            Bazen insanlar önlerinde iki yol görürler. Kimisi buna çifte standart, kimisi çifte kısmet, kimisi ise zorluk der. Bir terazi vardır ve dengesi ayarlanmamıştır. Bu, yolların karşısında duran için hep zorlayıcı bir faktördür. Kimin olduğunu anımsayamadığım bir şarkı vardı eskiden, “ iki yol, iki kent, iki tutku arasında yoruldu rüzgâr, yoruldu, olmadı, son düşü onda kaldı” Hayatım hep böyle geçti işte benim, iki kentte birden yaşadım ve ayrılsam da, içimde hep iki kenti yaşattım. İki adama böldüm kalbimi, neresinden paylaştırdığımı bilemedim. İki tane ideal belirledim, ortalarında bekledim durdusenelerce. Şimdilerde ise, iki sözcüğün anlamı takıldı aklıma; sevmek ve aşk... Çoğu insan aynı sanar bu iki kelimenin yansımasını, oysaki aşk bambaşkadır, sevgi bambaşka.             Âşıksan hep bir yerlere yetişemeyecekmişsin gibi akar hayat. Durmak, nefes alamamak demektir ve yolun sonuna, göremediğin yerlere...

BENİ HİÇ OKUMAYACAK BİRİ VAR

            Bu yazı sana;hiç okumayacak olana. Herkesin bir, onu asla okumayacak olanı vardır öyle değil mi? Benimde var. Bir gün herkes beni okusa bile beni hiç okumayacak olan birisi var benimde hayatımda. Aslında o her gün benim yanımda… Her günbitişi yanı başımda uyuyor.Her gece boğazı izliyor gözlerimin içinden. Benimle nefes alıyor. Benimle düşlüyor. İçimde büyüyeceği bir yer bile kalmadı onun.             İstanbul Boğazı’nın büyülü sessizliği içime her dolduğunda gökyüzüne bakıyorum. “Biliyorum” diyorum. “Bir gün beni okumayan hiç kimse kalmayacak”. Sonra aklıma; O, geliyor. “Hayır” diyorum “kalacak”. Hem de bana en yakın olan. Ruhumu en iyi bilen, beni hiç görmeyecek bir daha.             Hayat böyle bir kurgu işte. Yapbozun hiç tamamlanamadığı, yanında ve kalbinde yaşayanlarla ölünen bir dünya bu yaşadığımız.  Kalplerinize s...